Selma Erdal Yazıları
9/12/2009
-
Kalkın Ayağa Anadolunun Anaları !...
KALKIN AYAĞA ANADOLUNUN ANALARI !...
YURTDA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ ilkesiyle temeli atıldı bu ülkenin
Kurulduğu toprakların adı da ANADOLU…
Ne yazık ki; BARIŞ temelli bu ANADOLU ülkesinde
Her gün bir ana yitirdikçe oğlunu, anaların yürekleri acı dolu…
Gelmeyecek mi hiç bunun sonu ?...
Yeter bu son olsun dedikçe,
Albayrağa sarılmış gençlerimiz toprağa verilmekte
Yetkililerin dilinden de üç, beş yavan sözcük dökülmekte;
“Üstesinden gelebiliriz biz bu kanlı katillerin” diye…
Gelebiliyorsak; öyleyse beklemek niye ?...
Erkek egemen YASAMA,
Erkek egemen YÜRÜTME,
Erkek egemen YARGI,
Gerçekleştiremeyecekseniz bu ülkede barışı, durduramayacaksanız akan kanı;
Çekilin, çekilin aradan
Etten duvar öreceğiz PKK eşkiyasına karşı;
En gencinden, en yaşlışına şehidlerine yanan her anadan…
Ve sizlere de söyleyeceklerim var CUMARTESİ ANNELERİ;
Sokaklara döküldüğünüz 1999 yılından beri, dineceğine, daha da çoğaldı akan kan…
Çocuklarınızı çevirip de bu yanlış yoldan geri, BARIŞ üzerine öğütler vermek yerine;
Onlardan önce düşmektesiniz öfkeyle sokaklara…
Akan kanı durdurmak yerine, kışkırtmaktasınız kavgayı…
Sizler çocuklarınıza öğretmedikçe sevgiyi;
Dinmez bu akan kan, bizde de artık dayanmaz buna can…
Bak uyarıyorum dilim döndüğünce;
Ben Boşnakım, sen Kürtsün,
O Laz, diğeri Çerkes
Kimlik peşine düştükçe böyle herkes
Her gün bir yerlerde oğullar verilir toprağa
Analar gözyaşı döker
Ardından paylaşırlar günleri
Türkler Cuma Anaları
Kürtler Cumartesi
Yurdun her yerinde birileri dalaşır
Çarşamba’yla, Perşembe’yi de
Başka analar paylaşır
Bu gidişle; Anadolu’nun Anaları,
Bölündükçe haftanın günlerine
Korkarım Anadolu’m da bölünür
Yeniden yedi düvele…
İşte bu nedenle;
KALKIN AYAĞA ANADOLUNUN ANALARI !...
Etten duvar olalım PKK’ya karşı; verelim elele, gönül gönüle
Kürdü’yle, Türkü’yle, Lazı’yla, Çerkesi’yle
Tutsak olmasın oğullarımız yaşam varken, ölüme
Yeter artık; yoksa dönecek Anadolumuz kan gölüne
Bilinmelidir ki öfkemizi durduracak gücümüz hiç kalmadı…
Yoksa 12 Eylül 1980; PKK’nın yolunu açmak için mi yapıldı ?...
Selma ERDAL; Bursa
*TOKAT’da şehid olanlarımız için atılmalı; okkalı bir OSMANLI TOKADI… Öyle lafla, sözle olunmaz; YENİ MODEL OSMANLI…
Boşuna mı yazıyoruz biz; KOŞ VATANDAŞ, KOŞ; KURBANLIK BUNLAR diye ?...
AÇILIM derdine düşenler; neden yanmıyorsunuz al kanlar içinde toprağa düşen şehidlerimize ?...
Henüz geçti KURBAN Bayramı; koçları kestiniz… Doymadınız mı kan akıtmaya; bizim koçlarımızı neden şehid ettiniz ?...
KOŞ VATANDAŞ KOŞ; KURBANLIK BUNLAR !...
“Marketlerde sunulmuş boy, boy,
Okkası şu kadardan
Taksit de yaparız hanım abla, bey amca
Yeter ki eve götürürken yavaş git, ceza yeme radardan”
Diyor ya bakkal amcanın azraili süper marketler; asıl kurbanlıklar sanki onlar da mı ?...
Bu memlekette ne kurbanlıklar var; üstelik onlar da taksit, taksit, ödemeler değil toptan
Ne kredi kartı, ne senet, ne de çek gerekmeden; mayın, kalaşnikof, el bombası, bubi tuzağı üzerinden…
Boy, boy, renk, renk, semiz ve de temiz
Hormonsuz beslenmiş; her bölgeden, her köyden…
Henüz kireçlenmemiş; çıtır, çıtır kemikleri
Süt gibi ilikleri; ne şeker, ne kolesterol
Marketlerde iman için satılık değil bunlar; kışlalarda vatan için beklemede, her an hazır-ol
Sınır ötesinden kaçak değil bunlar, sınır ötesine geçecek
İman için değil bunlar, vatan için kurban edilecek
Sırat köprüsünden geçmek için değil bunlar, al kanlı gömlekleriyle dosdoğru cennete gidecek…
Ezanlarla keskin bıçaklarca boğazlanıp, kanını toprağa akıtmalık değil, tek kurşunla feleğini şaşırtmalık bunlar…
Koş vatandaş, koş; satılmış egemenler sayesinde, yedi düvele kurbanlık bunlar
Henüz karta kaçmamış; ana kucağından, asker ocağına düşmüş kınalı kuzular…
*Ülke için şehid olanların yakınlarına gitmeli kurban bedelleri; belki birazcık olsun ödenmiş olur, ölümlerine neden olanların kefaretleri…
Selma Erdal:Bursa
|
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
21/11/2009
-
Çek Bir Buzlu Rakı; Hesaplar RTÜK'den..
Çek Bir Buzlu Rakı; Hesaplar RTÜK’den !...
Bekrilik vardır soyumuzda; ne de olsa kökler Rumeli… Yine de ben içmedim rakı, tüttürmedim tütün; istedim ki kalsın beyin hücrelerim bütün… Amma ve lakin şu dinci taifesi (ki dindarlara saygımız sonsuz), yüzlerinde maskesi, kandırarak halkı olunca iktidar, ehli keyiflere dar oldu yaşam… Donatıp da masayı her akşam; “parlatalım abicim ve de süslenelim” diyen pırnikçiler şöyle dursun beni bile dürter oldu televizyon yansılarındaki buzlanma… Aman be kadın; yeter nazlanma… Doldur bardağını buzlu rakıyla…
İşin gerçeği ben; ne anasonun kokusuna, ne sigaranın dumanına katlanamam…
AKP saltanatının 22 Temmuz 2007 günü itibarıyla başlayan II.devresiyle birlikte sigara dumanının; dumanlanışı/buğulanışı/buzlanışı/sansürlenişi önceleri pek dokunmamıştı kanıma… Ne de olsa sigaranın dumanı; yalnızca kullananı değil, yanında duranı da yakar ki pasif içiciler denir sigaranın olumsuz dışsallıklarının etki alanında kalanlara, üstelik onların ciğerlerini daha da sever sigaranın dumanı… Ama “Türkün Aslan Sütü”nün zararı da, yararı da yalnızca içene… Kendine ehli keyiflikle efendilik ya da aşırılıkla, taşkınlıkla eşeklik biçene…
Son yıllarda “Vatan, Millet, Sakarya” aşkına değil de, toplumsal kirlenme bağlamında yansıya düşen “ karı/koca bulmaca, para kapmaca, ev almaca, artiz olmaca” programlarıyla beyinleri un ufak olmuş milyonlarca şaşkına; us dışı, alt kültür düzeyinde dayatılan programlara ölü bir kütük gibi duran RTÜK, son bir aydır buğulamakta, buzlandırmakta rakıyı, şarabı… Vallahi de, billahi de kışkırtmakta yalnızca ayrankolik olan ben gibi garibi… Buzlu, buğulu göründükçe filmlerde rakı, şarap şişeleri; inadına, inadına kurasım geliyor çilingir sofraları… Duyun beni RTÜK’ün softaları; yasaklar insanın dürtülerini gıdıklar… Bu ülkede düzeltilmesi gereken onca olumsuzluk varken IV. Murat mı kesildiniz başımıza ?... Yaşanan yolsuzluğun, hırsızlığın, olumsuzluğun nedeni mi rakı ?... Öyle mi karar verdi; şerri kadı ?...
Dolandırıcının, hırsızın feneri mi söndü ?... Mafyanın, eşkiyanın kabadayılığı mı sindi ?... Hasımlar (ayrılıkçısı, tarikatçısı, kan davacısı) kinini mi gömdü ?... Herkesin aşı, işi, eşi huzura mı erdi ?... Türkün yurdunda yalnızca rakı, şarap mı RTÜK hazretlerini gerdi ?... Yoksa, yoksa Dünya’nın sonu, kıyametin saati mi geldi ?...
Bizleri Cennet’e hazırlamak isteyenlere selam olsun !... Onlara inat; masalar donansın, kadehler dolsun !... Çek bir buzlu rakı; hesaplar RTÜK’den olsun !...
Hesaplar neden mi RTÜK’den ?... Hiç aklımda, usumda değilken; buğulayıp, buzlarsa rakı, şarap şişelerini, kışkırtırsa her an baskılara başkaldıran şu bendeki benliği, hiç anlamam Boğaz’da rakılı balık keyfim için öder binliği…
Selma Erdal; Bursa
selma_erdal16@yahoo.com
|
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/11/2009
-
Eyvah !... Başımıza Taş Yağacakmış...
Çoğumuz yaşamımızda bir kaç kez duymuşuzdur; “eyvah !...başımıza taş yağacak” sözlerini… Özellikle toplum değer yargılarına, tutum ve davranışlarına göre pek sıradan sayılmayan, toplumun değişimle inatlaşan kesimlerini birazcık zorlayan olgu, oluşum ve olaylar karşısında söylenir bu sözler dizini… En sonunda söyleye, söyleye kimileri bu sözleri; bilim adamlarına göre, gerçekleşmesine ramak kalmış… Başımıza taş yağabileceğine ilişkin beklentiye, yalnızca yeniliğe/değişime direnenler değil, tersine yenilikten, değişimden yana olanların önde gelenlerinden bilim adamları da katılmışlar…
17 kasım 2009 günü gündeme düşen bir duyuma göre; 2012 yılında kıyamet kopacakmış ve de bu kıyamet; çok büyük olasılıkla başımıza düşecek koskocaman bir taş aracılığıyla gerçekleşecekmiş… Gerçi kıyamet olasılıkları arasında küresel ısınma ve çevre sorunları da varmış, ama ilk sırayı başımıza düşecek koskocaman taş almaktaymış… Daha doğru söyleyişle başımıza düşecek koskocaman taş, Dünyamız’a çarpması beklenen çok büyük bir göktaşı, bir başka deyişle bir meteormuş…
Anımsanacağı gibi bu olasılıktan birkaç yıl öncesinde yine söz edilmişti… Ve o günlerde de bilim insanlarının ileri sürdükleri verilere göre; dinozorlar çağında da, Dünya’ya meteor çarpmış, ardından uzun bir süre karanlık bir çağ yaşanmış…Bu süreçte dinozorlar yok olmuş…
Dinozorların yok olmasının ardından; Dünya’nın efendisi memeli hayvanlar olmuş… Onların evrimi sonucunda da; insan Dünya’nın efendisi olmuş…
Bilim insanlarının yaptığı son açıklamalara göre; Dünya’ya bir kez daha meteor çarpabilirmiş ve insanlar da yok olabilirmiş, tıpkı dinozorların yok olduğu gibi…
Bu veriler, bu öngörüler doğrultusunda ya Dünyamız’a meteor çarparsa?... Eyvah ki eyvah !...
Külliyen yokuz… Bu durumda moleküllerimize ayrılacağımız kesin… Nereye gideceğimize ilişkinse hiçbir veri yok… Bilim insanları cennet ve cehennemin nerede olduğuna ilişkin bilgileri açıklamıyorlar ya da açıklayamıyorlar… Ancak bizden sonra Dünya’ya gelebilecek yaratıklar fosillerimizi bulduklarında ne yaparlar, onları da bilmiyoruz…
Bu durumda, bundan sonrasında;
-Küresel ısınma artışında suçlu ve sorumlu olmamak için boşuna klimasız yazlar geçirmişim…Çünkü Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş, yerküremizdeki ısı artışının ne önemi olabilir ki ?... Buz parçası üzerinde sürüklenen Kutup Ayısı için kaygılanmanın da…
-Evliya Çelebi’nin “Velhasıl Bursa sudan ibarettir” dediği kentim Bursa’da, önlenemez iç göç nedeniyle sürekli “su tasarrufu yapın” uyarılarına gereksiz yere özen göstermişim, uymuşum… Çünkü Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş, ne kadar susuz kalındığının ne önemi olabilir ki ?...
- Genel ve yerel seçimlerde, “arpalık” olarak dağıtılan TOKİ Evleri nedeniyle topraklarımızın köstebek yuvasına çevrilip, talan edilmesine yol açıldığı, şantiye alanına dönüştürülen ülkemiz topraklarının bu us dışı yapılaşmayla en değerli tarım topraklarının kirletildiği için endişelenmem, eleştiri ve uyarılarda bulunurken çıkar çevreleriyle tartışmalarım da gereksizmiş… Çünkü Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş, tarım topraklarının tarım dışı amaçlarla kullanılarak kirletilmesinin, yitirilmesinin ne önemi olabilir ki ?...
-Kentimize Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelen çok çocuklu kadınları; “aman çok çocuk yapmayın, hem sağlığınızdan olursunuz, hem de onları sağlıklı yetiştiremezsiniz” diye gereksiz yere uyarmaya, eğitmeye çalışmışım… Çünkü Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş, çok çocuklu ya da hiç çocuklu bütün kadınlar, henüz döllenmemiş yumurtalarıyla birlikte öleceğinden, her yıl doğurmalarının ne tehlikesi olabilir ki ?...
-Gelecekte Bursa’nın içmesuyu kaynağı sayılan İznik Gölü’nün kıyısına kondurulan CARGILL için gereksiz yere sokaklara dökülmüşüm, yazılar yazmışım, kendimi üzmüşüm… Çünkü Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş, CARGILL’le birlikte yarattığı tüm olumsuz dışsallıklar da ortadan kalkacağından ÇEVRE HAKKIMIZ’a yapılan saldırıların ne anlamı olabilir ki ?...
-Bursa’nın doğal aspiratörü LODOS yelinin yönünü değiştirerek, hızını kesen Uludağ eteklerindeki yapılaşma için gereksiz yere kaygılanmışım ve şu an harıl, harıl Uludağ etekleri oyularak TOKİ’nin yapmakta olduğu villalar, lüks konutlar için de gereksiz yere tansiyonumu tavan yaptırmışım…Çünkü Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş, tüm yapılar ve yasa, kural tanımadan bu yapıları yapanlar lodosa kapılmış gibi toza, toprağa karışacağından hava kirliliğinin ne zararı olabilir ki ?...
-Bursa’nın “birinci sınıf tarım alanı olarak, Anayasamız’ın 45. maddesine göre korunması gereken” Yeşil Ovası’nın; önce sanayileşme, daha sonra da gecekondulaşma sonucu talan edilmesine boş yere yanmışım…Çünkü Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş, sanayi bölgesinden ve sanayi var diye sürekli kentte göç edenlerin konut gereksinimlerinin karşılanması girişimlerinden dolayı; akraba evliliği sonucu doğan eciş, bücüş insanlara benzemeye başlayan bu çarpık kentten geriye tek bir iz bile kalmayacağından, kentleşme ilkelerine aykırı yapılaşmanın ne sorunu olabilir ki ?...
-“Bursa’nın havasıyla, kızına güvenilmez, her an değişebilirler” tadındaki işveli, cilveli kentime ve kentlime her türlü yozluklarıyla, yobazlıklarıyla gelerek, kentsel gönencimizden çalanlar için de gereksiz yere öfkelenmişim… Çünkü Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş, hiç kimsenin ne töresi, ne yöresi kalmayacağından kentlileşme ilkelerine uymayanlar, kentle bütünleşemeyenler ne sıkıntı yaratabilirler ki ?...
-Hele, hele ki ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ’ne yönelik saldırılar, çağdaş uygarlık düzeyinden geri saymalar, uluslararası alanda saygınlık yitirmeler, ulus devlet- ulusal birlik kavramlarına yönelik saldırılar için de gereksiz yere kaygılanmışım… Çünkü Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş, bu olumsuzluklara neden olanlar ansızın bir sihirli değnek dokunmuşçasına yok olacaklarından ne tehlike oluşturabilirler ki ?...
Ve IMF’ye olan borçlar… AÇILIM açmazı, PKK tehdidi ve sorunu… Domuz gribi tehdidiyle korkuya düşenlerin dedesi, anası, babası, torunu… Ülkenin pazara sürülüşü nedeniyle muhalefetin eleştirileri… Onlara karşı RTE’nin “küfürbaz” serzenişleri…Sömürü düzeninde; parasının üzerine, para katanlar… Açlık nedeniyle çocuğunu satanlar… Yeni Anayasa hazırlamak için pusuya yatanlar… Ergenekon yaftasıyla karalanıp, “yargısız infaz sonucu” tutukevlerinde volta atanlar… Cumhuriyet’in altını oyanlar…Saçı bitmedik yetim şurada dursun, doğmamış nesli soyanlar… Bu devletin düşmanlarını, adamdan sayanlar…
Ve ne işsizlik, ne açlık, ne de bulamıyormuş çocuklar okula giderken harçlık… Sayın sayabildiğinizce… Olumsuzluğun, umutsuzluğun eşiğinde; içinizi acıtan, öfkelendiren ne varsa…İnsanlık gidemeden Mars’a; Dünyamız’a meteor çarpabilirmiş…Dinozorlar gibi insan soyunun da sonu gelebilirmiş…
Sözün şakası, şamatası bir yana, şu bilim insanları da saçmalıyorlar ara sıra… Dünya’ya meteor çarpabilirmiş diye… Böylesi söylenceler sonucunda ya bütün insanlar gevşerse ?... Ne duyarlılık, ne sorumluluk ?... Şunun şurasında giderek tükenmekte insanlık…Televizyonlar aracılığıyla, arkası yarın diziler gibi, alıştırıldık savaşa…
Nasılsa yaklaşıyor yok oluş süreci diye; başlarsa iyicesine bir anarşi, bir kaos, bir karmaşa… İşte o zaman insanı kim tutar, kim durdurur ?... Meteor çarpmasa da eninde, sonunda insan türü gerçekten de yok olur ?...
Selma ERDAL; Bursa |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10/11/2009
-
GDO ya da Genetiği Dönüştürülmüş Oğlanlar… Bir zamanlar 80 öncesinin duyarlı nesliyiz diye kasılırdık; Ülkemiz için, Ulusumuz için, Dünyamız için ve Dünyalılar için… Ülkemizde yaşanan 12 Eylül 1980 karışımının, karmaşasının ardından bu duyarlılıklar genç nesillerde oluşmasın diye “Balkanlar’dan gelen soğuk hava akımları gibi” dış kaynaklı pek çok kavram dayatıldı, devşirildi yeni yetişen çocuklara, gençlere ve ad bile koyduk onlara: ÖZAL VELEDLERİ… Bugünlerde de 50 yaş üzeri nesil için yeni bir kasılma konusunun var olduğunu düşünmekteyim ki o da bizlerin gerçek kadınlar ve gerçek erkekler olarak, son örnekler olarak geçip,gideceğimiz bu Dünya’dan… Neden mi derseniz ?... Bilindiği gibi Dünya’da çevre sorunlarının ayırdına ilk kez 60’lı yılların sonunda varılıyor, 1968 yılında Roma Kulübü “ekonomik büyümenin sınırları” adlı bir yazanakla konuyu gündeme getiriyor… 1972 yılında Birleşmiş Milletler Stockholm Konferansı; BİR TEK DÜNYAMIZ VAR söylemiyle toplanıyor… 1987 yılında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu “ortak geleceğimiz” yazanağıyla SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA kavramını ortaya atıyor… Daha sonraları da “yeryüzü zirvesi” olarak; önce 92’de Rio Konferansı (ki “yerel gündem 21” yerel demokrasi aldatmacası burada ortaya atılıyor), daha sonra 2002 Johannesburg’da toplanıyor Dünya’nın egemenleri ve onların öğütlerini dinleyeneleri… Derken 1997 de alınan kararlar doğrultusunda 2005 yılında Kyoto’da buluşuyor ülkeler; “eyvah küremiz ısındı, ısınıyor” çığlıkları eşliğinde… Şimdi de sırada Kopenhag toplantısı var; dolayısıyla Kopenhag’a erteleniyor çözüme ilişkin umutlar… Bu arada hiç boş durmuyor yaramaz çocuklar; bozdukça bozuyorlar Doğa’nın dengesini…Kuşkusuz Doğa bir bütün tüm canlılarıyla…Bu yaramazlar, haylazlar, uslanmazlar; dengesini bozmadık ne ot, ne at, ne dana, ne kuzu, ne domates, ne deniz tuzu bırakmıyorlar elleşmedik…Ne yer altı, ne yer üstü; karıştırıp, depreştirmedik… Bunca yaramazlıkları yaparken, bir de çoğalıyorlar sürekli; kutsal kitaplarda buyurulduğu gibi… Çoğalınca insanlar, çoğaldıkça çoğalıyor sorunlar… Kıt kaynakları kullanma, paylaşma bilimi ekonomi; çözüm bulamıyor sorunlarına, yanıt veremiyor açları doyurmak için gereken üretim artışına… İşte o zaman işin içine karışıyor biyoloji, genetik uzmanları; tarlalardan fışkırmaya başlıyor bir çırpıda domatesin, patatesin, çileğin azmanları… Kalkınma ile büyüme arasındaki nitelik ayrımını yapamayarak obez ekonomilerde enflasyonist baskılarla boğulan, boğuşan azgelişmiş ülkeler; kolayından, ucuzundan doyurma düşleriyle, peşine düşüyor bu yalan ve yapay ürünlerin, türlerin… Ve ellerini ovuşturarak keyifle bekleyen varsılların buluşlarıyla halkını uyuşturmak ve beceriksizce egemenliğini sürdürdüğü ülkesinde açlık sorununu yatıştırmak için GÜLİSTAN adlı bir ülkede, bir yasa sürülüyor piyasaya… Kısaca adı; GDO… Ve halk sanıyor ki o; yalnızca genetiği değiştirilmiş organizma demek… Oysa işin gerçeği çok başka; altında ne oyunlar saklı bilmek gerek… Dedik ya nüfus artışı almış başını gidiyor; insanlar ha bire ürüyor, bunlara durun bakalım biraz yavaş olun, çocuk yapmak için değil, zevk için sevişin demektense… Başlıyorlar entrikaya; ürünleri hızla çoğaltmak için onların yapısıyla oynamaya, sebzelerin, meyvelerin genetik yapısına dişilik hormonu katmaya… Eh karnı acıkınca erkek milleti; yiyiverince bu genetiğiyle oynanmış illeti, elbetteki alıyor bu dişilik hormonlarını bedenine, bünyesine… Ondan sonrasında siz bakmayın onun künyesine… ERKEK diye yazsa da aldanırsınız… Özellikle de bozulan sperminin niteliğine göre o dişilik yolunda bir yolcu…İster sağcı olsun, isterse solcu; bu gidişle olacak o femme fatal bir feminist… İşte tam burada devreye giriyor RTE… Ve buyruklar veriyor herkese: -En az 3 çocuk yapın… Çünkü biliyor GDO’lu felaketi ve de beklenen afeti… Çünkü örnekler ortada; şimdi bizim balıklar “yani erkekler” oltada… Fransız erkeklerinin yüzde sekseninin sperm kalitesi olmuş mort, sizlere ömür… Örneğin RTE olsaydı Fransa’da Başbakan; çocuk yapamıyorlar diye, seçim öncesi onlara vermezdi kömür…
Valla benden de söylemesi; uyarmadı demeyin… Yaptınız, yaptınız; bu son fırsat, bu son şans… GDO’lu üretim sayesinde artık kadınlık hormonları öncü, spermler yolcu…Bundan böyle Dünya’ya kadınlar, kadınlık egemen olacak… Ve sizin saltanatınız son bulacak…Dövdünüz, dövdünüz kadınları… Gerçek kadınlar daha kıdemli oldukları için, bundan sonra siz dayak yiyeceksiniz… Korkuyla köşelere siz sineceksiniz… Kadınlar geliyor; hormonlarıyla bangır, bangır...Bırakmazsanız Doğa’yı ellenmedik ve de bakir… Bundan böyle düzen bu, işinize gelirse… Yıllar öncesinde çiziktirmişti ALDÜLCANBAZ çizeri Turhan SELÇUK; kadınların egemen olduğu, erkeklerin süt dökmüş kedi gibi evde oturduğu düzeni… Hazırlayın bakalım GDO’lu yaşama kendinizi… RTE de çok iyi bildiğinden başınıza gelecek bu gerçekleri ve de tükenmesin onun oy stokları diye… Bu nedenle buyurdu size: -Değil 3 çocuk “en az 3 çocuk yapın” … Bozulan bu doğal dengelerde; kaldıysa bir atımlık barutunuz… Yaptınız, yaptınız çocukları… Çocuk yoksa, kimler oy verecek RTE’ye ?... Valla yığılmaz kapıya bulgurunuz, nohutunuz !... GDO; Türkçe mealiyle, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı besinlerle beslenen ve de “erkeğim” diye geçinen ademoğulları… Tezden sıvayın kolları; giriniz gerdeğe…GDO’lu beslenme düzeni iyice yerleştiğinde bu ülkeye; bu gidişle GENETİĞİ DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ OĞLANLAR olarak paylaşmak zorunda kalacaksınız yaşamı ADEMİN KABURGA KEMİĞİ’nden yaratıldığını ileri sürdüğünüz şu kadın milleti ile… Ve bir de PROSTAT olmayasınız diye bolca yemenizi öğütledikleri domatesin çekirdeği; sanmayınız ki ne kırmızı, ne de lacivert… Feminist oğlum, feminist; GDO’lu yaşam sayesinde… Eyyy 50 yaş üzeri nesil; dilediğince kasıl… Şu yeryüzünde kalan gerçek kadınlar ve erkekler bizleriz diye… Ve bundan böyle; tek söz söylettirmem Zeki MÜREN’ime… Özellikle de 50 yaş altında olanlara; tek söz söylettirmem, bu da böyle biline… Selma ERDAL; Bursa |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10/11/2009
-
Hülya Bu… Bundan böyle; “Neremi, neremi ?...” Banu için değil, Hülya için yeniden yazılmalı… AÇILIM üzerinden gündeme düşen Hülya; birazcık da böyle anılmalı… Attı kendini ortaya AÇILIM bağlamında; magazin borsasında yeniden tavan yapmaya… Üstelik magazin borsası ne ki ?... Ana haberlerde de oldu gündem; az daha tedavülden kalkacaktı ki bir yarısı Türk ise, diğer yarısı Kürt madem ve de kaçmasın fırsat; öyle diyor ABD’li, AB’li, AKP’li ve de II.Cumhuriyetçi adem…Cuk oturdu valla bu konu oldu Hülya’ya ballı badem… 30 Eylül 2009 günü, Adliye’nin önünde demiş ki; Türk tarafım şaşkın, Kürt tarafım gururlu… Canınız neresinden isterse işte AVŞAR’ın kızı Hülya bu: Hülya bu; gözleri boncuk, boncuk… Daha kimlere verecek öpücük ?... Hoca Nasreddin gönül kırmamak için dağıtırmış Hülya ise çıkarı için herkese “verir”; mavi boncuk Duyar gibi oldum; “Tohuma mı kaçmış” dediniz ?... Olur mu a canım; o henüz gül goncası, tomurcuk El bebek, gül bebek; en güzel yavrucuk… Hem de en akıllısından, en zekisinden Bukalemun gibi kadındır; duruma göre değişir Hemencecik kurtulur düşüncenin bile eskisinden… Daha düne kadar; “AKP’ye oy verdik, Kumamla birlikte Kaya’yı sevdik Türbanımı da takarım, kınamı da yakarım” derken Bir de baktık ki Sadettin’e sarkan bir Hülya vitrinlerde… Öyleyse ne yapmalı ?... Tezden türbanı atmalı Hemen bir haç takmalı AKP’ye göz kırpma dönemini kapatmalı… Erkek değiştiyse, merkep de değişmeli Artık SARAN ailesiyle cilveleşmeli… Bundan böyle; Annesinin Katolik olduğu söylenen Sadettin’e Çok şirin gözükmeli… Ne olmuş a canım ?... O bir Avşar kızı Nerede alırsa hızı Yörük çadırından çıksa da soyu Selvi gibi olmasa da boyu Pek değişkendir huyu… Kimin koynuna girerse Döner ondan yana Şöyle bir geçmişi anımsa; İbo ile lahmacun yedi Tanju ile oldu Kanarya’nın yengesi Kaya ile horon tepti Eh sonunda oldu Sadettin’e Katolik gelini derken Bir de baktık ki olmuş AÇILIM sözcüsü, Leke üzerinden beyanat verir de minik karga O hiç düşer mi ondan arda ?... Önce; “Sen biliyorsun ki neyi konuşuyorsun?...” fırçası Türk yanımda sancım var, Kürt yanıma dönder beni açıklaması… Hülya bu; Kime verirse elini, ondan yana döner Yakında onun da mumu söner… Maksat gündem olsun Hülya ortalıkta görünsün Magazin borsasında ratingler düşmesin Aman Hülya bize küsmesin… Sözüm ona film yıldızı, star Sanatçıyım diye hava atar Ne film, ne dizi, ne gösteri Görünmüyor ne zamandan beri sureti yansıda Selülitler de iyice azdı,AÇILIM yapamıyor denizde Giyemiyor ki hatun ne bikini, ne de tanga Bu kez ipek gömleği üzerinde, yaptı son bir AÇILIM Dokununca kimilerinin kanına sözleri Savcıya şaşkın, şaşkın baktı o mavi gözleri… Kimbilir kim vermiştir ona; AÇILIM üzerinden açılım yapsın diye aklı ?... Belki de Milliyet’lidir o kişi, şimdilik Hülya’da saklı… Bekleyeceğiz, göreceğiz yakında düşecekmiş süreti yansıya AÇILIM muhabbeti ön hazırlık olsa gerek; Haspanın televizyon programının tanıtımına… Hülya bu işte; yeter ki sureti düşsün yansıya Gündemde olsun, kasa para dolsun Yoksa bu dümenin suyu nasıl döner ?... Para için; türban da takar, haç da takar Yeter ki aç kalmasın soyu, sopu Gerekirse Şeytan’a bile tapar Hele ki; AÇILIM’ın alasını, RTE’den bile iyi yapar… *Son gelen duyumlara göre; ifadesini alan savcının, o da ifadesini alacakmış yeni başlayacak olan programında… AÇILIM üzerine söyleşeceklermiş karşılıklı, höpürdetirken kahvelerini… Kim bilir belki de program sonrasında birlikte giderler öpmeye, Fethullah Efendileri’nin ellerini… Selma ERDAL; Bursa selma_erdal16@yahoo.com |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/10/2009
-
Hülya Bu...
Hülya Bu… Bundan böyle; “Neremi, neremi ?...” Banu için değil, Hülya için yeniden yazılmalı… AÇILIM üzerinden gündeme düşen Hülya; birazcık da böyle anılmalı… Attı kendini ortaya AÇILIM bağlamında; magazin borsasında yeniden tavan yapmaya… Üstelik magazin borsası ne ki ?... Ana haberlerde de oldu gündem; az daha tedavülden kalkacaktı ki bir yarısı Türk ise, diğer yarısı Kürt madem ve de kaçmasın fırsat; öyle diyor ABD’li, AB’li, AKP’li ve de II.Cumhuriyetçi adem…Cuk oturdu valla bu konu oldu Hülya’ya ballı badem… 30 Eylül 2009 günü, Adliye’nin önünde demiş ki; Türk tarafım şaşkın, Kürt tarafım gururlu… Canınız neresinden isterse işte AVŞAR’ın kızı Hülya bu: Hülya bu; gözleri boncuk, boncuk… Daha kimlere verecek öpücük ?... Hoca Nasreddin gönül kırmamak için dağıtırmış Hülya ise çıkarı için herkese “verir”; mavi boncuk Duyar gibi oldum; “Tohuma mı kaçmış” dediniz ?... Olur mu a canım; o henüz gül goncası, tomurcuk El bebek, gül bebek; en güzel yavrucuk… Hem de en akıllısından, en zekisinden Bukalemun gibi kadındır; duruma göre değişir Hemencecik kurtulur düşüncenin bile eskisinden… Daha düne kadar; “AKP’ye oy verdik, Kumamla birlikte Kaya’yı sevdik Türbanımı da takarım, kınamı da yakarım” derken Bir de baktık ki Sadettin’e sarkan bir Hülya vitrinlerde… Öyleyse ne yapmalı ?... Tezden türbanı atmalı Hemen bir haç takmalı AKP’ye göz kırpma dönemini kapatmalı… Erkek değiştiyse, merkep de değişmeli Artık SARAN ailesiyle cilveleşmeli… Bundan böyle; Annesinin Katolik olduğu söylenen Sadettin’e Çok şirin gözükmeli… Ne olmuş a canım ?... O bir Avşar kızı Nerede alırsa hızı Yörük çadırından çıksa da soyu Selvi gibi olmasa da boyu Pek değişkendir huyu… Kimin koynuna girerse Döner ondan yana Şöyle bir geçmişi anımsa; İbo ile lahmacun yedi Tanju ile oldu Kanarya’nın yengesi Kaya ile horon tepti Eh sonunda oldu Sadettin’e Katolik gelini derken Bir de baktık ki olmuş AÇILIM sözcüsü, Leke üzerinden beyanat verir de minik karga O hiç düşer mi ondan arda ?... Önce; “Sen biliyorsun ki neyi konuşuyorsun?...” fırçası Türk yanımda sancım var, Kürt yanıma dönder beni açıklaması… Hülya bu; Kime verirse elini, ondan yana döner Yakında onun da mumu söner… Maksat gündem olsun Hülya ortalıkta görünsün Magazin borsasında ratingler düşmesin Aman Hülya bize küsmesin… Sözüm ona film yıldızı, star Sanatçıyım diye hava atar Ne film, ne dizi, ne gösteri Görünmüyor ne zamandan beri sureti yansıda Selülitler de iyice azdı,AÇILIM yapamıyor denizde Giyemiyor ki hatun ne bikini, ne de tanga Bu kez ipek gömleği üzerinde, yaptı son bir AÇILIM Dokununca kimilerinin kanına sözleri Savcıya şaşkın, şaşkın baktı o mavi gözleri… Kimbilir kim vermiştir ona; AÇILIM üzerinden açılım yapsın diye aklı ?... Belki de Milliyet’lidir o kişi, şimdilik Hülya’da saklı… Bekleyeceğiz, göreceğiz yakında düşecekmiş süreti yansıya AÇILIM muhabbeti ön hazırlık olsa gerek; Haspanın televizyon programının tanıtımına… Hülya bu işte; yeter ki sureti düşsün yansıya Gündemde olsun, kasa para dolsun Yoksa bu dümenin suyu nasıl döner ?... Para için; türban da takar, haç da takar Yeter ki aç kalmasın soyu, sopu Gerekirse Şeytan’a bile tapar Hele ki; AÇILIM’ın alasını, RTE’den bile iyi yapar… *Son gelen duyumlara göre; ifadesini alan savcının, o da ifadesini alacakmış yeni başlayacak olan programında… AÇILIM üzerine söyleşeceklermiş karşılıklı, höpürdetirken kahvelerini… Kim bilir belki de program sonrasında birlikte giderler öpmeye, Fethullah Efendileri’nin ellerini… Selma ERDAL; Bursa selma_erdal16@yahoo.com |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/9/2009
-
Turkishman In Newyork
15/9/2009
-
Bağışla Beni İlk Göz Ağrım...
Uzunca bir aradan sonra; düştün usuma... Keyifle dolaştım sayfalarında... Sanalda da olsa aracılığınla tanıştığım dostlarım Sana bıraktığım satırlarıma Hoş sözler yazmışlar, gönlümü almışlar...
İlk göz ağrım benim; Sanaldaki ilk günlüğüm Sıkça çalmasam da kapını Sakın tutma yasımı Ben sözcüklerden hiç uzak kalmadım Yalnızca yeni sayfalar açtım İşte onlardan en yenisi Ola ki okumak isterse birisi İşte yönlendirme Sen beni "vefasız" diye dillendirme Bundan böyle sıkça buluşacağız Sözcüklerle dağlar, tepeler aşacağız...
http://www.bagimsizgundem.com/selma-erdal/can-guvenligimiz-icin-bir-dilekce.html
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/9/2008
-
AKIL ÇAĞI
11/10/2007
-
GÜLİSTANIN GÜLLERİ
|