11 08 2013

Bira, Hamburger, Cola Devrimi

Bira, Hamburger, Cola Devrimi |  görsel 1
 
 
Henüz dün gibi belleğimdedir 17 Ocak 1993 günlü gazetelerin EKONOMİ sayfalarında yer alan “Shevardnadze, EFES PİLSENCİLER’in yakasına yapışıp fabrika istedi…” duyumuna ilişkin başlık…
Kim miydi bu SHEVARDNADZE ?... Sovyetler Birliği dağılmadan öncesinde, Sovyetler Birliği’nin Dışişleri Bakanı ve birliğin dağılmasının ardından Gürcistan’ın ilk devlet başkanı olan kişi…
Neden Efes Pilsenciler’in yakasına yapışmışdı derseniz; elbetteki bira için derim…
O günlerde neden bira istediğini de, başkan şöyle açıklamışdı:
-Vatandaşlarımızın komünist sistemden kurtulduklarını hissetmeleri için siyasal reformlar değil, marketten kutu bira almaları çok önemli…
 
Düşünebiliyor musunuz ?... Türkiye Cumhuriyeti’nden bile eski bir geçmişi olan Sovyetler’de, kişiler baskı ve sindirmeyle öyle bir duruma girmişler ki değişimi ancak somut göstergelerle kavrayabilmişler. “Siyasi reform” gibi soyut kavramlar insanların düzen değişikliğini algılamalarında yetersiz kalmış.
 
Yine o günlerde Gürcistan Başkanı şunları da demişdi:
-Bizim komünist sistemden, liberalist sisteme geçmemizi sağlayan kararlar çok önemli değil.Halkımıza bu değişimi anlatabilmek için tanınmış markalara ihtiyacımız var. Eğer bir de Mc Donalds  Gürcistan’da şube açarsa, benim halkım istediği an marketten kola alabilirse, işte o zaman  gerçek anlamda liberalizm gelmiş demektir.
 
Ne düşünüyorsunuz bu sözler için ?...Ne kadar da Turkish Liberal Economy Politics bir durumla benzeşiyor değil mi ?...
                                                                                                                                  
Anımsanacağı gibi ülkemizin yurtdaşları da Eylül 1980 sonrasında yabancı mallara  boğularak bir Amerikanlaşma politikasıyla karşı, karşıya kalmıştı ve bunun sonucunda; dış alımımızın, dış satımımızın önünde giden uygulamalarla bizler de liberalleştiğimizi sanmaya başlamıştık (Gerçekteyse borç batağına dalmaya ya neyse... Çünkü bu düzen;  yalnızca bizim “dışarının mallarını satın aldığımız” bir liberal düzendi, bir başka deyişle ülkemizin kapitalist ülkelerin açık pazarı olmasına yol açan bir aldatmacaydı)… Yine anımsanacağı gibi Mao’dan sonra Kızıl Çin de önce cola şirketlerinin ülkeye girişiyle liberalleşmeye başlamıştı, uzun bir süre  Pepsi Cola   ve  Coca Cola  şirketleri arasında bu  ülkeyi ele geçirmek için amansız bir yarışma yaşanmıştı.
1993 yılında “bira-cola-hamburger” saldırısıyla liberalleşmeye başlayan geçmişin Marksistler’i ve Leninistler’i bu süreci yaşarken; Gürcüler’in bizim Efes Pilsenciler’den bira istemelerinin yanı sıra, Rusya Federasyonu da Filipinler’den  silah karşılığında muz istemişti. Daha sonra tüketim toplumunun tuzaklarına iyicesine düşen eski Sovyetler Birliği halkları; Antalya’da güneşlenmeye,  Uludağ’da Noel kutlamaya, ülkemizin meyve ve sebzelerinden beslenmeye, Paris’den giyinmeye başladılar.
Kuşkusuz bu değişim sürecinde eski Sovyet halklarının, yeni devletleriyle başlayan ilişkiler, 21. yüzyıl piyasa ekonomisi ilkelerine göre  ülkemize ticaret anlamında zarar değil yarar getirmiştir (bazen de “kimyasal gübreleme” nedeniyle mallarımızın geri gönderildiği, dolayısıyla üreticimizin zarara uğradığı da olmuştur)… Elbetteki oyunu kurallarına göre oynamak ussal bir davranış biçimidir; değil mi ki insanlık küreselleşme bağlamında, vahşi kapitalizmin dişli çarkları arasında öğütülmektedir… Yalnızca burada vurgulamak istediğim konu; ekonomik güçlülüğün sağlanması için, siyasal istikrarın da sağlanmasının, dolayısıyla halkın ekonomik gönenci algılamasının da önemli ve gerekli olduğu konusu ve koşuludur… Yoksa eski Sovyet halklarının vodka yerine, biraya müptela olmuşluklarına ilişkin endişelerim olduğu sanılmasın…
Vurgulamak istediğim; totaliter sistemlerde, baskı altında kalan insanların biraya, colaya, hamburgere bile nasıl yenik düştüklerinin  kesinlikle ve kesinlikle unutulmamasıdır…
İşte Sovyetler’de insan doğasına aykırı baskı ve sindirme politikaları sonucunda insanlar öyle bir patlama noktasına gelmişlerdir ki 70 yılı aşkın ideolojilerini bir yana bırakıp liberalleşme adına çözülmüşler ve Ekim 1917’de proleterya devrimi yapanlar, 1990’larda “bira-cola-hamburger devrimi” yapmışlar, resmi ideolojilerini çok kısa bir sürede  terk etmişlerdir…
 
Bilindiği gibi son yıllarda, ülkemizin egemenleri;  halkımız için daha çok demokrasiden söz etmektedirler…Bununla birlikte bu  söylemleriyle hiç de örtüşmeyen eylemleriyle; var olan  haklarımızdan giderek daha da geri saydırırken  bizleri, sakın ola ki göz ardı etmesinler sınır komşumuzda yaşananları ve bu yaşananların belleklerimizde bıraktığı izleri… Gülme komşuna, gelir başına deyişindeki gibi  gün olur  uygulanan baskı, sindirme, susturma, korkutma politikaları sonucunda;  silah geri teper, en olmadık nesneye duyulan özlem, özenç nedeniyle kurulan zorlama düzen ansızın çöker… Bugün için Cumhuriyetin değerlerinden yana tozumaya, çözülmeye, yozlaşmaya uğrayan, uğratılan bu halk; oluşturulmaya çalışılan düzenden de hiç olmadık, hiç umulmadık bir nesne için geri döner… Hani olur ya…Kim bilebilir ki geleceğin neler getireceğini ?... Ne de olsa insanların istekleri sınırsız, paylaşılacak kaynaklar sınırlı olunca… Kim bilebilir ki neler olacağını?...
Ve bir de böyle halkın rakısına, şarabına, birasına çokça karışılınca...Kim bilebilir ki neler olacağını?...
Selma ERDAL; İstanbul, 11.Ağustos.2013
 
 
 

131
0
0
Yorum Yaz