04 03 2013

Cahiliyye Devri

Cahiliyye Devri |  görsel 1

 

 

 

İslamiyet’den önce kızları diri, diri gömerlermiş toprağa… Değer verilmezmiş kadına, kıza… Putlara taparlarmış… Her türlü haksızlık, adaletsizlik, gasp, soygun kol gezermiş toplumda ve ayırt edilmeksizin kız, erkek; tecavüz edilirmiş çocuklara… Cahiliyye Devri diye tanımlanan dönemde Arap topraklarında böyleymiş manzara…

İslamiyet’le birlikte gelmiş dirlik, düzen, nizam, intizam…

Gerçekten de gelmiş mi acaba ?...

El hak İslamiyet’in aydınlattığı ileri sürülen topraklarda; kızlar diri, diri gömülmüyor  toprağa iki gözüm önüme aksın ki…Önce bıçaklanıyor en az yedi yerinden ya da ölümüne kurşunlanıyor…İntihara zorlanıp iple de asılan var, derin sularda boğulan da…Velhasıl diri, diri gömülen yok İslamiyet sonrasında; kesinlikle cansız bedenler gömülüyor toprağa…

İslamiyet öncesinde kuşkusuz değer verilmezmiş kadına, İslamiyet’den sonraysa değeri, ederi çok paha; bu nedenle saklanmakta kafes ardında, kilit altında, üstelik de başlık karşılığı  alınır, satılır bir meta evlilik pazarında…

İslamiyet’den önce putlara taparlarmış; insan eliyle taştan oyulmuş putlara…İslamiyet’den sonrasında; putlar, taşlar boş inanç, hurafe, safsata… Artık tapılan değer; dolar, avro bazında cash para…

İslamiyet’den öncesinde her türlü haksızlık, adaletsizlik, gasp, soygun; haramiler, çeteler, eşkiyalar aracılığıyla yapılırmış… Fazla söze gerek yok…İslamiyet’den sonra; adalet mülkün, mülk Allah’ın, para softanın…

İslamiyet’den önce ayırt edilmeksizin kız, erkek; tecavüz edilirmiş çocuklara…İslamiyet’den sonra hiç olabilir mi böyle bir vaka ?... 9 yaşındaki kızın dinen en doğal hakkıdır kocaya gitmek; cinsel yaşamın icaplarını yerine getirmek…Ayşe anamız gibi 9 yaşında gelin olmak…Ne demek tecavüz ?...Haşa !... Dinimizin emirlerine uymayanlara kızgın maşa !... Hele ki oğlan çocuklara tecavüz; alenen kuru iftira… Henüz birkaç sene evvelinde buyurmadı mı Londra’da yaşayan bir ulema; erkek, erkeği sevebilir diye ?... Karıştırınız hatıratı, sorun Murat Bardakçı abinize;  Halife efendilerin buyruğu altındaki koskoca Osmanlı topraklarında kadı efendiler en çok ne severdi ?... Geceler boyu civanlarla muhabbet, hamam sefaları ve onlarla sabahlama… Hiç olur mu mahbublarla, gılmanlarla meşkin adı tecavüz?... Tövbe istihfar getir kafir; cehenneminde yakar seni Allah, atma iftira, yoksa sen seytana mı oldun sefir ?...

 

Ne yazık ki şehid kanlarıyla sulanmış bu topraklarda, misak-ı milli ile sınırları çizilmiş bu yurtda, Atatürk İlke ve Devrimleri’yle aydınlatılmış ulusun oluşturduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde son yıllarda genel durum böyle, böyle… Devrimler dumura uğratılmakta, tersine bir evrim geçirmekte ülke, ulus…

Tüketim toplumunun moda olgusunun sürekli kendini yinelemesine; moda tekrardan ibarettir de deriz ama özellikle tarihin tekrarden, tekerrürden ibaret olduğunu, insanlık tarihi boyunca  dünyalılar olarak çok iyi biliriz…

Geçmişte yaşanan Cahiliyye Devri; tekrar ederken günümüzde kendini, giderek Orman Kanunu da hüküm sürmeye başlamakta toplumsal yaşamda… Bir farkla ki; kaba gücün yerini, para gücü almakta…Para da tüm değerleri satın almakta, hakları kullanma, yasalardan yararlanma; parayı elinde bulundurana bahşedilmekte…

 

Bu Para Kanunu’nun yaptırım gücü; kağıt üzerinde yazılı olan yasalardan/kanunlardan, yazılı olmayan toplumsal kurallardan, değerlerden  üstün sayılmaktadır…

Bu Para Kanunu’nun karşısında; her şey satılıktır…Vatan toprakları yabana peşkeş çekile dursun, yurtiçinde de yurttaşlar satılıktır, hayasızca  satmaktadırlar kendilerini…Daha önceleri; bulgura, nohuta, kömüre, bir ikitidarlık ömür biçenler…Onların kendilerini satmalarına alışmıştık da …Artık kadınlar satılık…

Uğruna devrimler yapılan, erkeğiyle eş, eşit olması için savaşım verilen, yurttaşlık bilinci gelişsin diye eğitilen… Pek çok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkını kazanan kadınlar satılık; pazara çıkarmışlar kendilerini…

Öylesine ki başlarına türban, yüzlerine peçe, pencerelerine kafes, kollarına, ayaklarına kelepçe; dillerine kilit vurulacağı kör, kör parmağım gözüne…Başlarına gelecekler böylesine ayan, beyan belli olan kadınlar; kolayından ceplerine girecek harçlık için sürmüşler kendilerini siyaset pazarına, satmışlar benliklerini AKPARA’lara…

Geçmişte satılık kadınların adresleri belliydi; en bilinen adres Karaköy’deki…Oysa şimdilerde satılık  kadınlar her yerde… Üniversite ortamında bile kadınlar satılık; tesettür türbana bürünmüş Atatürkçü bildiklerimiz, onlar da kendilerini satmış/aşmış, dolayısıyla akademik payelerin gelişi de daha bir  kolaylaşmış… Ve sıradan kolaycı kadınlar; kadınlığını AKPARA’ya değişen, benliğini ateşe atan, yan gelip yatan kadınlar var… Toplumsal yaşamda, her an, her yerde, her alanda; artık satılık kadınlar var …

İşin gerçeği, asıl bugün, asıl şimdi; Cahiliyye Devri…Kadının dönmüş kolaycılıktan yana nevri; satmış kendini AKPARA’ya, yeter ki kolayından bir şeyler dolsun kumbaraya… Varken emeksiz yemek…Erkekle eş, eşit olmak da ne demek ?... Varken düzene uymak; başkaldırmak aptallık, enayilik… Şimdiki kadınlar; satılık, AKPARA’lar cepte…

Sen hala diret, dur verdiğin her nefeste; kadının kurtuluşu için…Kadın çoktan kurtulmuş, o artık AKPARA’nın himayesinde; Cahiliyye Devri’nin sermayesinde…Sen ufaktan çekil ayak altından, bulandırma ortalığı; yolunu al aheste, aheste…Sen kendi derdine yan;  AKPARA’lı kadınlar altın kafeste…

Ve bu arada yazadursun takvimler; 3 Mart 1924 Hilafetin ilgası diye…Ne olmuş yazıyorsa, bundan;  kendini AKPARA’ya  satan kadına ne ?...

Selma ERDAL; 3 Mart 2013

 

 

 

 

 

136
0
0
Yorum Yaz