16 02 2013

CHP Kimin Partisi ?...

      “Aziz Valentine gününüz mübarek olsun tüketim toplumunun sürdürülebilir tüketime mahkum  müridleri” sözlerimizle 14 Şubat gününü tamamlarken; sanal ortamda bir duyum yer aldı, CHP kaynaklı… CHP İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak ve arkadaşları TBMM Başkanlığı’na sundukları bir önergeyle; lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüel  bireylerin toplumda uğradıkları ayrımcılığı gündeme getirerek, Meclis araştırması istemişler…Ve bir de sayın milletvekilleri yakınmışlar; Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’a  “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” kavramlarının konulmadığı gerekçesiyle…Ve de bir bakıma “halkın partisinin” milletvekilleri eşcinsellerin savunmanlığına soyunmuşlar, bir başka deyişle cinsiyet değil ama kimlik değiştirmişler… ya da halktan kopa, kopa, uzaklaşa, uzaklaşa; halkın değil, eşcinsellerin milletvekili olmaya mı niyetlenmişler acaba ?...   Ergenlik çağlarımda, Bursa’da gençlerin dilinde bir tekerleme dolaşırdı…Zeki Müren askerdeyken, savaşa gitmiş, karşısında düşmanı görünce  kırıtarak; “kahrol düşman, al sana bomba” diyerek zarif bir el hareketiyle de bombayı düşmanın üzerine atmış içerikli bir tekerleme… Bugünlerde de eşcinsellerin; “varsayılan” düşmanları için bombalar değil ama artık oklar var, CHP’nin okları…Eşcinsellerin “sözde” düşmanlarına karşı CHP; “kahrol düşman al sana altı ok” deme girişiminde…   Biz Bursalılar; Zeki Müren’imizi hep sevdik… Sakız Adası’nda; Osmanlı Sarayı’na içoğlanları yetiştirildiğini, üniversitede “T&u... Devamı

08 02 2013

Sigarasız Yaşama Çağrı

    Bugün güneş pırıl, pırıl… Sokaklarda insanlar, araçlar… Acılı, tatlılı bir koşuşturmaca… Günlük sıkıntılarınıza karşın bugün güneşli, güzel birgün…  Yağmur mu yağıyor, yoksa kar mı ?… Sanırım bugün hava; sisli, bulutluymuş… Aldırmayın canım, siz içinizdeki güneşin pırıltısıyla adımlarınızı daha bir mutlulukla, daha bir canlılıkla atın… Hiç mi atamıyorsunuz adımlarınızı ?… Neden ?… Ne oldu size ?… Bacaklarınıza ?… Yürüme sorununuz mu var yoksa ?… Neden oturuyorsunuz o tekerlekli koltukta ?… Kangren mi oldunuz ?… Demek sigara yüzünden ?… Damar tıkanıklığı nedeniyle mi kesildi bacaklarınız ?…  Ya siz; sürekli elinizde bu nefes açıcı spreyle mi dolaşıyorsunuz ?… Yüzünüzdeki bu maske neden ?… Başkalarının içtiği sigaranın dumanına bile artık ciğerleriniz dayanmıyor mu ?… Demek o denli çürüdüler ?… Demek soluğunuz iki adım atmanıza bile yetmiyor ?… Konuşurken bile zorlanma aşamasına da mı geldiniz ?… Çok zorlandığınızda demek hekimler sizi oksijen çadırına alıyorlar ?… Bütün bunlar sigaranın sonucu öyle mi?… Sizin de çocuğunuz sorunlu demek?… Doğuştan ciğerleri hasarlı mı ?… Algılama sorunu da mı var ?… Yaşıtlarına göre zeka düzeyi daha mı geriymiş ?…Çocuğunuzdaki sorunların nedeni de sizin sigara içici bir anne oluşunuzmuş öyle mi?… Çok mu içiniz sızlıyor çocuğunuzun bu durumuna ?… Siz de bir türl&u... Devamı

07 02 2013

GDO'ya Karşı; Viagra'ya Çarşı Şu Ademoğlu*

    GDO’lu yaşam gizliden, açığa çıkınca RTE ve taifesinin yönetmelik bazındaki buyruğu ile, kuyruğu kaptırdık eyvah ölüm meleğine   diye kaygılanmaya başladı ümmet-i Gülistan yediden, yetmişe… GDO paniği sarıverince benliğini,  unutuverdi herkes; yıllardan beri yemekte olduğunu her şeyin “esas”ını değil “esans”ını… Ve yutmakta olduğunu derdine deva olsun diye; laboratuar çıkışlı hapların en hasını… Şimdi  bu memleketten gitmenin ne yararı olur ki toplayıp bohçayı, tarağı, hamam tasını ?… Uygarlığın gereği, tıbbin gelişimi adına, kadına da, erkeğe de sunuldu yılardır; gençlik, güzellik için türlü, çeşitli hap… Özellikle de botox zehriyle modifiye arabalar gibi oldu herkes…Hele ki erkekler için bir mucize, yüzyılın en önemli buluşu; değişti yetmişlik dedelerin kalkışı, oturuşu…Fısıldaştılar kulaktan, kulağa:  -Ola ki işler kesat, hemen sen de durma bir kutu kap… Erkeklerin hizmetine sunuldu Viagra… Bu durumda yapalım ona taşlama değil güzelleme…Adem oğulları; GDO’ya karşılar ama, onların Viagra’larını sakın elleme… Çünkü  GDO’lu yaşamla bu gidişle dişilik olacağına göre akibet… Ey Havva kızı; Adem oğulları’nı etme bu kadar madara Kullandıkları bir kutu Viagra Hoşgör birazcık onları;  Kırma tutundukları tek dalı… Bir kutu hapla, bir atımlık barut; Uzun bir süre erkekliği unut Ademlik işte; aramakta bir parça umut Sonrasında çapkınlık vurur dillerine; Böbürlenme öyküsü yeter tüm döllerine… Amma ve lakin bağışıklık yaptı mı Viagra Olmaktalar hepten maskara; Tezden almaktalar erkeklikten teskere… Bey... Devamı

06 02 2013

Yaşamdan Yansımalar

              *Büyü Bozuldu; Emirgan’daki yalı, Kozyatağı’ndaki köşk…Uludağ’da kayak tatili…Fettan kadın, masum aşkın katili…Kızıltoprak’ta yaşayan eski sevgili…Şişli’deki garsoniyer…Fransız Lokantası’ndaki garson Pierre… Varsıl, babacan patron Hulusi’nin Puro-Lux sabun fabrikası…Dünyalar güzeli kızı şımarık Filiz, yoksul sevgilisi için fedakarlık harikası…Nedir bu böylesine bizleri oyalama işinin alamet-i farikası diye sorgularken; ne yazık ki  billur köşk masalları gibi, Yeşilçam’ın gözdeleri de artık tarihe karıştı…Şimdilerde onların yaşandığı her yerde; AVM’ler, birbiriyle yükseklik yarışına girişmiş gökdelenler…   *Ustam; Yağ satarım, bal satarım / Ustam öldü ben satarım… Bu tekerlemedeki sözler geçer çocukluğumun oyunlarından birinde…Büyüdüğümdeyse; tekerlemedeki söylemin tersine çıraklar, yaşam acemileri ölüyor, ustam yaşıyor, üstelik de din bezirganlığı yapıyor…Din alıp, din satıyor…O da yetmez; Tanrı bile yediriyor halkına… Ülkesindeki hayvancılık, besicilik gerileyince…Meralar, otlaklar talan edilince…Halkına Hintli’nin Tanrısı’nı yediriyor…Bir başka deyişle Hindista’nın kutsal ineklerini… Çünkü siyaset, para; karışınca dine, imana…Tanrılar bile paraya dönüştürülür ve daha sonra kasaplara bölüştürülür… Açlıktan ölse de Hint fakiri; afiyet olsun sizlere yeni protein kaynağınız Hintli’nin Tanrısal kutsal inekleri… Gerçi bize göre hava, hoş…Ama anlaşılan odur ki Hintli siyasetç... Devamı

27 12 2012

Kar...Yaşam...Atma !...Örnekle !...Kentsel Dönüşüm...

  KAR Biz çocukken, karlı bir ilk sabaha uyandığımızda; annemiz anımsatırdı  her yıl, usanmadan bir kez daha  “karla yıkayın yüzünüzü” diye… Eğer karla yıkarsak yüzümüzü; sanki aşı yaptırıp da bağışıklık kazanacakmışız gibi soğuğa karşı, o kadar da çok üşümeyeceğimizi söylerdi, inanırdık ona ve sevinçle koşardık sabah mahmurluğuyla bahçeye…Bekleşirdik çığlıklar atarak,  gökyüzünde uçuşan kar taneleri bedenimize konsun diye… Ardından  yerden avuç, avuç aldığımız karları sürerdik yüzümüze, kollarımıza ve ayaklarımıza, böyle hazırlanırdık karlı yaşama… Bir de “kar helvası” yerdik, yaz günlerinde yediğimiz dondurmanın hazzıyla… Balkan yapımı emaye çanaklara doldururdu tertemiz karları annem ve üzerine kaşık, kaşık pekmez eklerdi. Karıştırınca karla, pekmezi; bulunmazdı o tadı, lezzeti belki de hiçbir tatlıda… Oysa şimdilerde karlar, çocukluğumuzdaki gibi ne temiz, ne de yeterince beyaz… Çevre kirliliği nedeniyle ne yağan karın suyunu damıtıp içebiliriz, ne de saçaklardan sarkan buzdan kılıçları şekermiş gibi ağzımızda eritebiliriz… Özellikle de kar helvası hazırlamak mı ?... Çocukluğumdan kalan tatlı bir anı yalnızca… Kim bilir; belki de onun adını, tadını bilenler bile tek, tük kalmıştır aramızda…   YAŞAM Yaşam; iki nokta arasındaki uzam…Bekleme hiç yukarıdakinden sana yapacak diye zam… Giriş, gelişme, sonuç…Yaşamlarımız ödünç…Doğduk; yaşıyoruz…Tükenmez sandığımız enerjimizle…Üstelik de dolup, dolup taşıyoruz…Can borcumuz ödenecek sonuçta; Tanrı’ya/Allah’a/Budha&rsqu... Devamı

22 08 2012

Yaşamın İçinden Yansımalar (I)

      *Tütün: Bursa’da bir belde; Görükle…Konuşlandırılmış tütün tarlasına üniversite…Ardından yap-satçıların elinde toprakların talanı… Köylü ya minibüsçü ya da garson, komi ayaküstü yemekliklerde…Bir zamanların tütüncüsü, zeytincisi, enginar, bamya üreticisi köylünün iştigal alanı; artık içki, uyuşturucu, kadın satışı … Minibüs alamayan, şoförlük yapamayan, garsonluk için yeterince yakışıklı ve becerikli olamayan da kiralık gidiyor, başka kentlerin köylerine “çoban durmak” için… Ve onun karısı; sessiz, yoksul, dişsiz kalıyor geride tüm sağlıksız bedeniyle…Kayınvalidesinin yanında tek odada sığıntı, hem yoksul, hem de yoksun; paradan da, kocadan da… ABD’nin “tütün ekme” buyruğuna boyun eğen ECO; düşündü mü acaba, halkın/köylünün düştüğü bu durumu, halk savunmanlığı yaptığını söylediği yıllar boyunca ?...Gerçi benim ki de soru mu ?... Partisinin iktidar olduğu büyük ve küçük koalisyon dönemlerine;  Vahdettin’i ve Fethullah Efendi’yi sevmekle meşgulken nasıl düşünebilirdi ki ?... Ve özellikle de Kanarya Adaları’na tatile giderken; nasıl düşünebilirdi ki ?...Ne de olsa O;  bir Robert Kolej çocuğu…   *Taslak: Deniyor ya kutsal kitaplar kaynak gösterilerek; önce Adem yaratılmış, sonra Havva…Bir başka anlatımla; önce Adam, adamın kaburga kemiğinden de Kadın…Demek ki erkekler; taslak, ön tasarım, karakalem çizgi, karalamak, denemek, yanılmak… Kadınlarsa; gerçek, ince ayrıntılarla bezenmiş, Yaradan daha bir özenmiş, h... Devamı

12 08 2012

KAFALAR

KAFALAR |  görsel 1

  Şu Yaradan’ın yarattığı beşeriyat içinde kafalar çok çeşitlidir…Fikriyat üzerinden yapacağımız ayrımda; akıllı, akılsız, fikirli, fikirsiz kafalar diyebiliriz…Zikriyat üzerinden yapılacak ayrımda; dogmatık, sokma akıl-kakma çivi kafalardan söz edebiliriz… Koca kafalı dediğimiz tür illa ki koca kafa, mankafa değildir elbet; kendilerininkini dumura uğratıp, kocalarının aklıyla hareket eden kadınlaradır buradaki işaret… Bittabi ki bu ayrımlar klasik sayılabilir, değişen zamana ve zemine göre kafalar daha da çeşitlenmiştir; misal mi istersiniz ?...İşte televizyon kafalar…Televizyon karşısında saatler harcayıp; dünyaya televizyonun şartlandırdığı gibi bakanlar… Ve çok daha değişik bir ayrım da yapılmakta; şu memleket-i Gülistan olarak asrımızda nam salan bu toprakların, bir zamanlar memleket-i Ali Osman-i olarak üç kıtaya hükümran olduğu zamanlardan beri ki o da Fransız Kafalar olarak bilinmektedir bunların ilk evveli…Zaman içinde yüzerken, kıtalar arasında gezerken bu memleketin ümmeti; ayak bastığı diyarlara göre türlü, çeşitli kafalar peydahlanmıştır ki onların arasından,  sırasıyla Alman kafalar, İngiliz Kafalar, Amerikan Kafalar ve Arap Kafalar  olarak da ayrıma tabi tutulmaktadırlar bugün itibariyle kendileri.... Bilhassa Alman Kafalar; yine de en zararsızı sayılırlar. Ne de olsa I. Cihan Harbi münasebetiyle müttefik olma hasebiyle ve dahi kalleşlikte Alman milleti az biraz kaldığı için geride, diğer ecnebi zevattan, Alman Kafalar ayrılabilir diğerlerinden bu cihetten… Lakin yine de bu Fransız, Alman ve bilhassa İngiliz ve Amerikan Kafalar; menşei topraklarımızdan olan bir vücut üzerinde ikamet etseler de bir kez asimile olduktan sonra, asla ikame edilemezler Türk Kafa ile , Türk Kafa gibi fi... Devamı

10 08 2012

PAMUK PRENSES

PAMUK PRENSES |  görsel 1

                                               PAMUK PRENSES ya da KARBEYAZ’den, KİRBEYAZ’ına   Pamuk Prenses ki gerçek adıyla Snow White ve Türkçesi’yle Karbeyazı; zehirli elmayı şehvetle ısırınca düşmüştü ya yere zehrin etkisiyle işte bizim masalımız da tam bu sahneden başlar. Ne diyorduk?... Hani  Pamuk Prenses hem büyülü, hem de zehirli elmayı şehvetle, hazla ısırınca, ansızın düşmüştü yere ve ormandan arkadaşları olan yedi cüce sanmışlardı ki ölüm prenseslerine atmış kanca…Sessizce izlemişler onu günlerce ta ki atını şa’pan prens yolunu şaşırıp da dalınca cücelerin ormanına… Uzanmış yatan Karbeyaz’ı görünce, dalmak istemiş camdan kutunun içindeki yatağına, yorganına… Birazcık sapık mıymış, neymiş ?... Yoksa yeni gömülmüş ölülerle mezarlıklarda sevişir miymiş ki görünce kıpırdamadan yatan prensesi iştahla titremiş ensesi…Abanıvermiş kızın üstüne, aldırmamış “ispatlamış mıdır acaba diye” rüştüne…Nasılsa orman…Yasalar burada darma, duman…Üstelik prenslerin, kralların, asillerin ilk gece hakkı var… Ve “küçük de olsalar ” bunca adamın arasında bakir kalmak akla ne kadar sığar ?... Cücelerin şaşkın bakışlarına aldırmadan çullanmış bir anda ölü gibi yatan prensesin üzerine, erkekliği girmiş prensesin en içine… Zehirli elmanın etkisiyle kaskatı kesilmiş prensesin olmayınca bedeninin esnekliği, prens zorlanmış; zorlanınca da daha güçlü abanmış…Ritmik bi... Devamı

09 08 2012

KÜREMİZ VE BİZ

KÜREMİZ VE BİZ |  görsel 1

                                            *Önsöz Yerine:              Dünyamız yalnızca uzayda gezen, boşlukta yüzen bir küre değil…            Dünyamız; yeraltı ve yerüstü tüm canlılarıyla bir yaşam alanıdır…            En önemlisi de; Dünyamız biz insanlarla bir bütün            Düşüncesizce dolarsa her yer beton            Hangi toprakta buğday yeşerecek ?...            Hangi kaynakta su birikecek ?...            Bu gidişle gölgesinde serinlenecek bir çınar,            Dalından  meyvesi koparılacak bir nar ağacı kalmayacak…            “Benden sonrası tufan” diyenlerin bencilliği karşısında suskunluk sürdükçe;            İnsanlık için  başka bir  NUHUN GEMİSİ kalkmayacak…   *Küre Isınmadan Önce…            Daha dünlere değin OZON tabakası için kaygılanıyorduk, şimdilerde de küremiz ısınıyor diye… Oysa insan soyu pek de duyarsız kalmamıştır çevreye…Çevre sorunlarıyla ilgili ilk uluslararası çalışma 1968 yılında... Devamı