26 01 2013

Yaşamdan İzdüşümler

    Kentsel dönüşüm, rantsal bölüşüm ilkesi doğrultusunda; arsa üretimi için her olanak değerlendiriliyor. Yangınların işlevselliği; son 20 yılda arsa üretim pazarında ilk sırada…Orman yangınlarıyla başlayan bu gelenek artık, kentsel ortamlardaki tarihsel kalıtlarımızın da yakılarak yeni yapılara dönüştürülmesine olanak sağlamakta… Yangınları bir yana bırakırsak; tarımsal toprakların yapılaşmaya açılması yöntemi de yakma/yangın  girişimlerinden daha öncelikli, daha bir ilk sırada… Dolayısıyla tarım toprakları tarımsal üretim yerine, konut üretimine açıldıkça; tarımsal ürünlerin, tüketiciyle buluştuğu alan olan pazar yerleri ya da semt pazarlarına ayrılan alanlar da artık atıl kalmakta, boşa çıkmakta… Oysa “ big brother”ımız Amerika’da durum böyle mi ya ?... Bizde semt pazarları kapatılıyor; yerlerine AVM’ler ya da Plaza’lar konuşlandırılıyor, konduruluyor. Buna karşın Amerika’da semt pazarlarının sayısı 5 binden, 7 bine çıkmış. Gelecek yıllar için hedef de; 20 bin olarak belirlenmiş. Ve Amerikalı çiftçiler; gurur duyuyorlar tarımsal üretim yapmakla…Ve gurur duyuyorlar örneğin 4 nesildir tarımla uğraşan bir aileden olmakla…Oysa bizde kırdan, kente henüz göçmüş olanlar bile; sorarsan hemen, herkes kentsoylu… Üstelik de onlar; tarım topraklarını arsa mafyasına devrettikleri için gururlu, ne de olsa cepleri kara parayla doldu…Çünkü tarım topraklarını yapılaşmaya açmak ve o toprakların dönüştürülmesiyle kazanç sağlamak; ak kazançdan sayılmasa gerek… Büyük Amerika tarımsal üretime önem ve öncelik verirken, küçüğü açm... Devamı

27 12 2012

Kar...Yaşam...Atma !...Örnekle !...Kentsel Dönüşüm...

  KAR Biz çocukken, karlı bir ilk sabaha uyandığımızda; annemiz anımsatırdı  her yıl, usanmadan bir kez daha  “karla yıkayın yüzünüzü” diye… Eğer karla yıkarsak yüzümüzü; sanki aşı yaptırıp da bağışıklık kazanacakmışız gibi soğuğa karşı, o kadar da çok üşümeyeceğimizi söylerdi, inanırdık ona ve sevinçle koşardık sabah mahmurluğuyla bahçeye…Bekleşirdik çığlıklar atarak,  gökyüzünde uçuşan kar taneleri bedenimize konsun diye… Ardından  yerden avuç, avuç aldığımız karları sürerdik yüzümüze, kollarımıza ve ayaklarımıza, böyle hazırlanırdık karlı yaşama… Bir de “kar helvası” yerdik, yaz günlerinde yediğimiz dondurmanın hazzıyla… Balkan yapımı emaye çanaklara doldururdu tertemiz karları annem ve üzerine kaşık, kaşık pekmez eklerdi. Karıştırınca karla, pekmezi; bulunmazdı o tadı, lezzeti belki de hiçbir tatlıda… Oysa şimdilerde karlar, çocukluğumuzdaki gibi ne temiz, ne de yeterince beyaz… Çevre kirliliği nedeniyle ne yağan karın suyunu damıtıp içebiliriz, ne de saçaklardan sarkan buzdan kılıçları şekermiş gibi ağzımızda eritebiliriz… Özellikle de kar helvası hazırlamak mı ?... Çocukluğumdan kalan tatlı bir anı yalnızca… Kim bilir; belki de onun adını, tadını bilenler bile tek, tük kalmıştır aramızda…   YAŞAM Yaşam; iki nokta arasındaki uzam…Bekleme hiç yukarıdakinden sana yapacak diye zam… Giriş, gelişme, sonuç…Yaşamlarımız ödünç…Doğduk; yaşıyoruz…Tükenmez sandığımız enerjimizle…Üstelik de dolup, dolup taşıyoruz…Can borcumuz ödenecek sonuçta; Tanrı’ya/Allah’a/Budha&rsqu... Devamı

22 08 2012

YAŞAMIN İÇİNDEN YANSIMALAR (II)

        *BİSFENOL: Damacana ile satılan sular dönem, dönem gündeme geliyor; bazen bidonların üretildiği gereçler nedeniyle, bazen de doldurma işlemi sırasında yeterince özenli davranılmadığı, dolayısıyla sağlıklı olmadıkları gerekçesiyle…Ve deniyor ki; çeşmelerden akan sular, damacanaların içindekilerden çok daha sağlıklı, çok daha temiz… Özellikle 2011 yılında oldukça  çok tartışıldı; çoğunlukla gazlı içecekleri barındıran teneke kutuların ve su damacanalarının içinin kaplanmasında kullanılan bisfenol adlı madde…Ve bu madde henüz aklanmış da değil; insan sağlığı üzerindeki olumsuz dışsallıkları bağlamında… İşte bu bisfenol denen madde var ya; anne karnındaki erkek bebeklerin eşcinsel olma eğilimini tetikliyormuş. ABD’li bilim insanları yine 2011 yılında, OBAMA’ya sundukları  bir yazanakla bulgular, bilgiler doğrultusunda tüketim amaçlı pek çok ürünün, üretiminde bisfenol kullanılmasının ki özellikle de bebek emziklerinde kullanılmasının yasaklanmasını sağlamışlar.   Bizde hükümetler yeterince duyarlı değil mi  halkının sağlığı konusunda ?... Ve neden kadınlar öldürülüyor durmaksızın Türk toplumunda ?... Yoksa son yıllarda sayısı çığ gibi büyüyen kadına yönelik şiddetin, özellikle de işlenen  cinayetlerin sorumlusu, suçlusu bu bisfenol maddesi mi acaba ?... Emzikle büyüyen erkek bebekler… Teneke kutularda satılan gazlı içeceklerin bağımlısı erkek çocuklar, delikanlılar, yetişkinler… Ve damacanalardan su içmek zorunda kalan; her yaştan erkekler… ABD’li bilim insanlarının açıklamalarına göre; bisfenol maddesi, erkeklerin hormonal dengesini ... Devamı

22 08 2012

UYUYAN GÜZEL...

UYUYAN GÜZEL... |  görsel 1

    Uyuyan güzel diye bilinen kız aslında bir prensesti…Ve aslında o uyumuyordu, yalnızca uyuyor numarası yapıyordu… Çünkü sarayın ilaççı-başı ona öyle etkili uyuşturucular getiriyordu ki prenses kafayı bulup,  başka alemlere akıyordu, karşılığında da ilaççı-başı prensesin en mahrem yerlerine… Kral babası ve kraliçe annesi pek kaygılıydılar prenseslerinin bu derin uyku halinden, sanmaktaydılar ki bu uyku bir büyücünün efsunundan… Oysa prenses tam bir haşarat,  hınzır ve de muzır olduğu için  pek mutluydu bu durumdan, çünkü bu uykular kurtarıyordu onu ıvır, zıvır protokol işlerinden… Adı “uyuyan güzel”e çıkmış olan prenses; ilaççı-başının getirdiği otlarla kafayı buluyor, mutlulukla düşlere dalıyor, gördüğü halüsülasyonlar onu yatağına bağlıyor, o da her türlü spekülasyondan uzak masum bir prenses tadında iz bırakıyordu halkının yüreğinde…Gerçi halüsülasyon sandığı düşler, ilaççı-başının maharetiyle işlenmekteydi prensesin genç bedeninde ya her neyse bu sır kalsın aramızda… Bu uyku hali, cadının sihridir, bu sihri bozacak bir keramet sahibi elbet bir gün  çıkıp  gelir diye umutla beklerken kraliyet erkanı ve tebaası, ilaççı-başı da  can korkusuyla, prensesin ten kokusu arasında sıkışıp kalmıştı ve ne yazık ki aklıyla yaptığı savaşta, her gece yenilmişti şehvetengiz egosuna… Kendi ilaççı-başından yana kuşku duymayan ama krallığında da kızının derdine derman bulamayacağını sanan kaygılı kral ve kraliçe; tüm komşu krallıklara haber uçurdular posta güvercinleriyle, özel ulaklarla…Ve böylece onların sıkıntıları yayılmış ve de duyulmuş oldu... Devamı

22 08 2012

Yaşamın İçinden Yansımalar (I)

      *Tütün: Bursa’da bir belde; Görükle…Konuşlandırılmış tütün tarlasına üniversite…Ardından yap-satçıların elinde toprakların talanı… Köylü ya minibüsçü ya da garson, komi ayaküstü yemekliklerde…Bir zamanların tütüncüsü, zeytincisi, enginar, bamya üreticisi köylünün iştigal alanı; artık içki, uyuşturucu, kadın satışı … Minibüs alamayan, şoförlük yapamayan, garsonluk için yeterince yakışıklı ve becerikli olamayan da kiralık gidiyor, başka kentlerin köylerine “çoban durmak” için… Ve onun karısı; sessiz, yoksul, dişsiz kalıyor geride tüm sağlıksız bedeniyle…Kayınvalidesinin yanında tek odada sığıntı, hem yoksul, hem de yoksun; paradan da, kocadan da… ABD’nin “tütün ekme” buyruğuna boyun eğen ECO; düşündü mü acaba, halkın/köylünün düştüğü bu durumu, halk savunmanlığı yaptığını söylediği yıllar boyunca ?...Gerçi benim ki de soru mu ?... Partisinin iktidar olduğu büyük ve küçük koalisyon dönemlerine;  Vahdettin’i ve Fethullah Efendi’yi sevmekle meşgulken nasıl düşünebilirdi ki ?... Ve özellikle de Kanarya Adaları’na tatile giderken; nasıl düşünebilirdi ki ?...Ne de olsa O;  bir Robert Kolej çocuğu…   *Taslak: Deniyor ya kutsal kitaplar kaynak gösterilerek; önce Adem yaratılmış, sonra Havva…Bir başka anlatımla; önce Adam, adamın kaburga kemiğinden de Kadın…Demek ki erkekler; taslak, ön tasarım, karakalem çizgi, karalamak, denemek, yanılmak… Kadınlarsa; gerçek, ince ayrıntılarla bezenmiş, Yaradan daha bir özenmiş, h... Devamı

12 08 2012

KAFALAR

KAFALAR |  görsel 1

  Şu Yaradan’ın yarattığı beşeriyat içinde kafalar çok çeşitlidir…Fikriyat üzerinden yapacağımız ayrımda; akıllı, akılsız, fikirli, fikirsiz kafalar diyebiliriz…Zikriyat üzerinden yapılacak ayrımda; dogmatık, sokma akıl-kakma çivi kafalardan söz edebiliriz… Koca kafalı dediğimiz tür illa ki koca kafa, mankafa değildir elbet; kendilerininkini dumura uğratıp, kocalarının aklıyla hareket eden kadınlaradır buradaki işaret… Bittabi ki bu ayrımlar klasik sayılabilir, değişen zamana ve zemine göre kafalar daha da çeşitlenmiştir; misal mi istersiniz ?...İşte televizyon kafalar…Televizyon karşısında saatler harcayıp; dünyaya televizyonun şartlandırdığı gibi bakanlar… Ve çok daha değişik bir ayrım da yapılmakta; şu memleket-i Gülistan olarak asrımızda nam salan bu toprakların, bir zamanlar memleket-i Ali Osman-i olarak üç kıtaya hükümran olduğu zamanlardan beri ki o da Fransız Kafalar olarak bilinmektedir bunların ilk evveli…Zaman içinde yüzerken, kıtalar arasında gezerken bu memleketin ümmeti; ayak bastığı diyarlara göre türlü, çeşitli kafalar peydahlanmıştır ki onların arasından,  sırasıyla Alman kafalar, İngiliz Kafalar, Amerikan Kafalar ve Arap Kafalar  olarak da ayrıma tabi tutulmaktadırlar bugün itibariyle kendileri.... Bilhassa Alman Kafalar; yine de en zararsızı sayılırlar. Ne de olsa I. Cihan Harbi münasebetiyle müttefik olma hasebiyle ve dahi kalleşlikte Alman milleti az biraz kaldığı için geride, diğer ecnebi zevattan, Alman Kafalar ayrılabilir diğerlerinden bu cihetten… Lakin yine de bu Fransız, Alman ve bilhassa İngiliz ve Amerikan Kafalar; menşei topraklarımızdan olan bir vücut üzerinde ikamet etseler de bir kez asimile olduktan sonra, asla ikame edilemezler Türk Kafa ile , Türk Kafa gibi fi... Devamı

10 08 2012

PAMUK PRENSES

PAMUK PRENSES |  görsel 1

                                               PAMUK PRENSES ya da KARBEYAZ’den, KİRBEYAZ’ına   Pamuk Prenses ki gerçek adıyla Snow White ve Türkçesi’yle Karbeyazı; zehirli elmayı şehvetle ısırınca düşmüştü ya yere zehrin etkisiyle işte bizim masalımız da tam bu sahneden başlar. Ne diyorduk?... Hani  Pamuk Prenses hem büyülü, hem de zehirli elmayı şehvetle, hazla ısırınca, ansızın düşmüştü yere ve ormandan arkadaşları olan yedi cüce sanmışlardı ki ölüm prenseslerine atmış kanca…Sessizce izlemişler onu günlerce ta ki atını şa’pan prens yolunu şaşırıp da dalınca cücelerin ormanına… Uzanmış yatan Karbeyaz’ı görünce, dalmak istemiş camdan kutunun içindeki yatağına, yorganına… Birazcık sapık mıymış, neymiş ?... Yoksa yeni gömülmüş ölülerle mezarlıklarda sevişir miymiş ki görünce kıpırdamadan yatan prensesi iştahla titremiş ensesi…Abanıvermiş kızın üstüne, aldırmamış “ispatlamış mıdır acaba diye” rüştüne…Nasılsa orman…Yasalar burada darma, duman…Üstelik prenslerin, kralların, asillerin ilk gece hakkı var… Ve “küçük de olsalar ” bunca adamın arasında bakir kalmak akla ne kadar sığar ?... Cücelerin şaşkın bakışlarına aldırmadan çullanmış bir anda ölü gibi yatan prensesin üzerine, erkekliği girmiş prensesin en içine… Zehirli elmanın etkisiyle kaskatı kesilmiş prensesin olmayınca bedeninin esnekliği, prens zorlanmış; zorlanınca da daha güçlü abanmış…Ritmik bi... Devamı

10 08 2012

BOŞVER BE KADIN !...

BOŞVER BE KADIN !... |  görsel 1

                                                                                                                                                                1980 öncesinde; “bilinçli mutsuzluk-bilinçsiz mutluluk” tartışmaları yaşanırdı… Bilinçli mutsuzluğun pençesinde devrimciler; “işçi-memur-emekli-emekçi-köylü-maraba-ırgat; sınıf bilincinden yoksun, sömürülüyor kat, kat… Yaşıyor bilinçsizcesine bir mutluluk… Oysa yaptığı, yaşadığı; varsıla kölelik, kulluk… Sürüyor toprağı, elinde pulluk; ama artık değer gidiyor başkalarının kasasına…” diye tasalanırlardı… Sarhoş masalarında her gece, Devrim’e kaç gün kaldığına ilişkin zaman ve zemin yoklamasıyla sayıklanırlardı… Özünde az-çok o günlerden kalmayız ya, 1980 sonrasında böyle sayıklayanlar, tek, tek ayıklansalar da, kimileri de (saf değiştirmek için) tek, tek uyanıklıkla ayılsalar da “değişmeyen, değişimin kendisidir” demeyi bir türlü beceremeyen ben ve benim gibiler için, bug&uu... Devamı

09 08 2012

KÜREMİZ VE BİZ

KÜREMİZ VE BİZ |  görsel 1

                                            *Önsöz Yerine:              Dünyamız yalnızca uzayda gezen, boşlukta yüzen bir küre değil…            Dünyamız; yeraltı ve yerüstü tüm canlılarıyla bir yaşam alanıdır…            En önemlisi de; Dünyamız biz insanlarla bir bütün            Düşüncesizce dolarsa her yer beton            Hangi toprakta buğday yeşerecek ?...            Hangi kaynakta su birikecek ?...            Bu gidişle gölgesinde serinlenecek bir çınar,            Dalından  meyvesi koparılacak bir nar ağacı kalmayacak…            “Benden sonrası tufan” diyenlerin bencilliği karşısında suskunluk sürdükçe;            İnsanlık için  başka bir  NUHUN GEMİSİ kalkmayacak…   *Küre Isınmadan Önce…            Daha dünlere değin OZON tabakası için kaygılanıyorduk, şimdilerde de küremiz ısınıyor diye… Oysa insan soyu pek de duyarsız kalmamıştır çevreye…Çevre sorunlarıyla ilgili ilk uluslararası çalışma 1968 yılında... Devamı

20 04 2012

MEDIA NE DİYOSA O !...

      80 sonrası nesil... Genele yakın oranda embesil ve dahi televizyon dogmatiği Ve sanki her biri Cem Yılmaz'ın müridi... Duymuşlar ya onun ağzından; "eğitim şart" sözlerini Sanıyorlar ki bu cevheri o yumurtlamış Oysa o tavuk değil ki  Yalnızca erken öten Denizli horozu gibi bir çenebaz Bilmezler ki  "eğitim şart" söylemi bizden evvelkilerden miras Boş yere zaman tüketmektense, araştır toplumun geçmişini Ve dahi karıştır kitapları az biraz Ulaşırsın; "eğitim şart" şartına... Öğrenirsin ki geçmişte yazardı ana-babalar çocuklarının bellek kartına; Oku, adam ol; eğitim şart... Altın bileziği koluna tak, bilgiyle, görgüyle adamlığı tart diye... Ama nerede bunları araştırıp, öğrenecek kafile... Ne söylesek nafile... Çünkü onlar eğitimi, terbiyeyi; aileden, okuldan değil MEDIA'dan alan Ve dahi media yönlendirmeleriyle yaşamın tam ortasına dalan Gogol okumak yerine "google"dan feyz alan insan türü Bilgelikleri mediadan menkul Kolaylıkla  olmaktalar körü, körüne birilerine kul Yeter ki yön göstersin media; bu "in" ya da "out"  Anında uyarı gider beyinlerine; muhakeme etmeye hiç gerek yok,  Duraksama acaba mı diye; "delete" et, tüm bildiklerini unut Mantığını sürgüne gönder, kendini medianın kollarında uyut... Çünkü media ne diyosa o... 4.erk  olmaktan çoktan çıktı küreselleşme bağlamında İpleri Big Brother'ın ellerinde; en birinci güç Ve dahi ona karşı koymak da oldukça güç.. Tutsak alır; beynini, benliğini, bilincini, bedenini Koşullandırmaları, biçimlendirmeleri belirler irad... Devamı

20 04 2012

SEÇMELİ

      Kur’an dersi seçmeli olacakmış; dört çarpı dört(dert) çarpı dört(dürt) eğitim sisteminde… Ne bu yaygara,ne olmuş yani ?... Yeni mı sanki bu sistem de herkes ediyor sitem ?... Menderes’den beri; din dersi, mahalle arasında Kur’an…Var mı din eğitimi uygulayanlara,  din eğitimi diye  tutturanlara karşı duran; gelmiş, geçmiş tüm genel yönetimlerde / hükümetlerde / iktidar ya da muhalif tüm siyasal partilerde?.. Kur’anı Kerim’den 10 sure ezberleyen ve dahi Hz. Muhammed’in hayatını bilen her öğrenciye Din Dersi notu 10…Kimin zamanında ?... Ben gibi yaşam yolculuğu 60’lı yaşlarına yaklaşan yurtdaşların  öğrencilik yıllarında  ve Süleyman DEMİREL’in başbakanlığı zamanında/zamanlarında (çocuktum, ufacıktım; top oynadım, acıktım…Başbakan DEMİREL…Okudum, mevki-mertebe sahibi ve dahi emekli oldum; yine DEMİREL)… Daha sonra /1980 sonrası; Kenan EVREN, ülkeyi  ABD’nin atadığı TÖ’ye verince ilk elden devren, ki çocuklarımın orta öğrenim yıllarına denk gelir bu zamanlar, örneklersek; onlar da günümüzün 40 yaşına yaklaşmakta olan ÖZAL ÇOCUKLARI diye de tanımlanan nesli…Cuma namazına gitmece, Cat Stewans’ın (ve Astronot Armstrong, Felsefeci Roger GARUDY) ve benzerlerinin İslam dinine geçişlerine ilişkin ayrıntıları “zorunlu” olarak öğrenmece ve elbetteki sureleri ezberlemece dönemleri ve de Hz Aişe’nin “deve” menkibesini bilmece ki elbette yalnızca Tarkan’ın çişi gelecek değil ya (bilenler, bilmeyenlere anlatsın artık bu söylenceyi)… Dönemin okullarda başlayan dinsel  baskılarından bunalan oğlumun; develer, savaşlar Türkçe mealli Kulhuvallahu e... Devamı

20 04 2012

ÇIK ÇIKABİLİRSEN İŞİN İÇİNDEN...

      60’ların YEŞİLÇAM’ından, ALEVLİ YILLAR filminde Ekrem BORA’ya “film icabı” eşini canlandıran Sema ÖZCAN diyor ki; -Yeni evimizin, yeni yatak odasını alırken, yeni bir gecelik de alacağım kendime… Yanıtlıyor onu BORA: -Naylon olsun ama, mavi renkte…   60’lı yılların ortalarında  (ki 27 Mayıs 1960 sonrasında askerin, yönetime karışmasıyla gerçi ne değişti ?... MENDERES gitti DEMİREL geldi, 12Eylül 1980 sonrasında da DEMİREL’in gidip, ÖZAL’ın gelmesi gibi…Ne fırıldaklar dönmekte sürekli Asker-Hükümet işleri ve ABD arasında ?... Herkes gibi ben de anlayamadım gitti ya neyse; konumuz dışına çıkmayalım, tali yollara sapmayalım),   Morrison Süleyman’ın (henüz o günlerde BABA’lık değil, ağalık yapıyordu “işçisine, köylüsüne”) Amerika tarafından başbakanlığa atanmasının ardından; Bursa ipeğini, yapay ipekle değişti Türkiye, naylona tutkun oldu… Halk; çiçekli bahçelerin içindeki, ağaçların gölgesinin serinliğindeki evlerinden de apartmanlara taşınmaya başladı. Her sabah folluktan yumurtalarını aldığı tavuklar, sütünü sağdığı koyunlar, biberini,domatesini, maydanozunu yetiştirdiği bostanlar ardından öksüz, yetim kalakaldı. Bir, iki yıl geçince de bahçe içindeki ahşap  evlerin yerinde, çelik-beton karışımı sefertası gibi yapılar yükseldi çağdaşlaşma adına… Pazarlarda “hormonlu” domates sözleri duyulmaya başladı. Özü, orijini kiraz büyüklüğünde olan domates; irileştikçe,irileşti ve insanın yaşam çevresi de yeşilden uzaklaşarak, grileştikçe, grileşti giderek çoğalan yüksek yapılarla… 7... Devamı