12 01 2007

GÜNDEME DÜŞENLER

  Selma Erdal yazıları için:   Amerikan Atari: http://www.hafif.org/yazi/amerikan-atari   Yeni Peygamberler: http://www.hafif.org/yazi/yeni-peygamberler   Lodos Çocukları: http://www.hafif.org/yazi/lodos-cocuklari   Yolsuzluğun Böylesi de Olur: http://www.hafif.org/yazi/yolsuzlugun-boylesi-de-olur     Devamı

06 01 2007

GÜLER'İN CAN RESİMLERİ

  29 Ekim 200'de Cumhuriyet'in kadınlara sundukları ve 29 Ekim 2000 günlü Cumhuriyet Gazetesi'nin Dergi ekinden bir yazı: GÜLER'İN CAN RESİMLERİ... Ve bu yazıdan yansıya düşen dizelerim...   Hep bekle dediler kadına Evde bekle, Aş pişir mutfakta Eş ol yatakta Ama evde bekle... Ozan Can Yücel bile Bekle dedi kadınına Evde bekle Fırçanın yerine, Şimşir kaşık al eline Pişir aşımı, Bırak şimdi çizmeyi kaşımı Evde bekle Ancak ben ölünce, sıran gelir Her ünlü erkeğin karısı gibi Kal geride... "Hoş geldin bebek, yaşama sırası sende" Dese de Nazım Usta dizelerinde Adamoğlu diyor ki Havvakızı'na Sen dur bakalım az geride Yaşama sırası önce bende... Ozan Can Yücel bile Dedikten sonra kadınına; "Mutfakta bekle" Yalanlasalar da, yanlışlasalar da Belki dememiş olsa da sözcükleriyle Değil mi ki yaşamışlar öyle... Selma Erdal/Bursa   *Ozan Can YÜCEL'in eşi GÜLER; ressammış...Biz bunu Ozan'ın ölümünün ardından, CUMHURİYET Dergi'de yayınlanan bir söyleşiden öğreniyoruz...... Devamı

05 01 2007

YİTİRİLEN ULUSAL SERVETİMİZ

    http://guvercinevi.net/haberler.asp?id=5615&t=siyaset Devamı

28 12 2006

YENİ YILDA; YÜREKLER MUTLULUKLA DOLARKEN, YOKSULLUKLA SOLANLARI

  YALDIZLI BAŞLIKLAR Bir yılbaşı öncesinde Eli, kolu dolu bir adam Mutlu yeni yıl şarkıları için Yaldızlı başlıklar satıyor Yüreği küt küt atıyor Yoksulun ekmeği Umut olmuş varsılın eğlencesinde Bir yılbaşı gecesinde En şakacı kahkahalar için Yaldızlı başlıklar Bir lokma ekmek parası olacak Umut yaldızlı başlıklara sığdırılmış Satılacak başlıklar, bitecek açlıklar... O başlıkları bir yılbaşı gecesinde Mum ışıklarında takmakla Yorgun bedenle gün ışığında satmak Arasındaki ayrımı, Belki de uçurumu düşündükçe Uçurumlardan  düşüyorum Yoksul bir yaşamda üşüyorum... Yaldızlı başlıklarla Başı, eli, kolu dolu bir adam Yoksulluğun pençesinde Yeni yıla mutluluk satıyor Varsılın eğlencesine Yoksulun alın terini katıyor... Yorgun bacaklı adam Bir yılbaşı öncesinde Yalnızca geçim sancısında Varsılın eğlencesine Yaldızlı başlıklar satıyor Gün bitiyor umutlarla birlikte Akşam dönerken evine Sofrasına ancak bir ekmek katıyor... Selma Erdal/Bursa   Yeni yılda; tüm yaşayanlara, yaşanabilir bir Dünya'da, yaşanabilir yaşamları oluşturma düşlerimizin gerçeğe dönüşmesi umuduyla...  ... Devamı

24 12 2006

KUŞLAR

    Kuşlar dedikoducu, sır tutmaz Yaramazlıkları babalara sızdırır Kardeş getirir leylekler Kıskançlığımızı azdırır Yuvayı da dişi kuş yapar Bize yapacak ne kaldı? Hep kuşlar yüzünden olmalı Aylaklığımız... Selma Erdal/Bursa Devamı

23 12 2006

Bugün; DEVRİM ŞEHİDİMİZ KUBİLAY'I ANMA GÜNÜ'dür...

  Günün anlam ve önemi için okur musunuz?... http://www.guvercinevi.net/haberler.asp?id=5580&t=siyaset   Devamı

19 12 2006

LALELİ KADINLARI

Aradıkları aş mı,                 aşk mı? Kadınlar dökülmüş sokaklara Çekik gözleri, boyalı yüzleri Belki de yorgun dizleri Göz süzmeden Dudak büzmeden Erkek avında Ah ne olurdu Herşey olsaydı tavında Euro, Dolar, Türk Lirası En kolayından ekmek parası Bavullar dolusu mal satmaktansa Yanaşıp şöyle; Erzurumlu, Karslı, Vanlı demeden Yarım yamalak Türkçe'yle Gel sevişelim Koklaşıp öpüşelim demek Aslanın ağzından değil de Kendi bedeninden ekmek parası Sonradan olma İstanbullu Laleli Kadınları'na... Selma Erdal/Bursa Devamı

16 12 2006

ÖĞÜT

Yaralanmakla, Yararlanmak arasındaki ayrımın Yalnızca bir "r" ünsüzü           olmadığını öğrendiğinde                     büyümüş olacaksın Sen de doyumsuz çıkar savaşlarına dalacaksın... Kesenin dolmasıyla,           kasanın dolmasını beklerken Saçların solacak erken Bunlar nedir böyle heryerimden sarkan Diye etini budunu yokladığında Bir lokma ekmeğini bile           dostlarından sakladığında Üstüne üstlük yalnız da kalacaksın... İşte böyle küçüğüm; Ben Dostlarınca Güven duygusu zedelenmiş Sıradan bir büyüğüm Bunları ne zaman öğrendiğime Büyüdüğümü ne zaman anladığıma gelince Deyivereyim bir yol sana da dinle... Günlerden birgün düşdüm dara Gezdim kapı, kapı dost akraba Dilimde bir sözcük; para,para, para Borç istedim onlardan, bağış değil Üzülme dediler, akıtma gözyaşlarını sil Günlerce umutlandırdılar beni, Belki de avuttular gerçekleşmeyen sözleriyle Oysa umutlandılar dar günümden, Hınzırca kıvılcımlanan gözleriyle Bolca sözetdiler uslarının yüceliğinden Ve benim de para kullanmadaki           beceriksizliğimin cüceliğinden Atalarımız da demişler;           "Tekerlek yoldan çıktı mı birkez                      yol gösteren çok olur" Ha bir de düşdüm mü dara Tüm dostların da yok olur... Senin anlayacağın küçüğüm Büyümem biraz acılı oldu,             biraz da sancılı Ama can çıkmayınca, umut da bitmezmiş Heryer dolu olsa da Dünya bencili Ecel, parasızlık sayrılığına tutulanı Alıp gitmezmiş... Gün oldu bulundu paralar Kapandı cepde açılan yaralar Dem... Devamı

11 12 2006

SANALLAŞMAK

Varsayımlar üzerine Kuramsal sevilerin yaşandığı günümüzde Şimdilerde sanal sevgilere düşdük Sanal sevişip, sanal öpüşdük Geçmişde de sevildiğimizi sanıp alıyorduk Ama bugünlerde sanallara kanıyoruz Sanal konuşup, sanal gülüşüyoruz Sanal küsüp, sanal barışıyoruz Sanal tartışıp, sanal yarışıyoruz... Ah bir de sanallaşsa hırslar, hırsızlıklar Sanallaşsa saldırılar, sömürüler, savaşlar Belki o zaman yüreklerdeki acılar da yavaşlar... Selma Erdal/Bursa ( Bugünlerde Ankara'da) Devamı

07 12 2006

BAŞIM

  Dik başlı olmak değildi amacım Yalnızca başımı dik tutmak Doğan güne, esen yele, gelen yıla Karşımda kasıla, kasıla Boy gösterdikçe yalan, dolan, talan Yalnızca onurum olsa da elimde kalan Dik başlı olmak değildi amacım Yalnızca başımı dik tutmak... Selma Erdal/Bursa Devamı

06 12 2006

KİTAPLARLA DEVRİ-ALEM

  Nazım'ın dizelerinden, kadın dergilerine Filozoflar Ansiklopedisi'nden, Ortak Geleceğimiz'e Kimlerle dostluk kurmuyorum ki Tükenip, yiten zamanla dalaşırken Kitaplarımla sessizce, Dünya'yı dolaşırken Sayfalarda gözlerim tümce tümce Birden dokunurum kızılderilinin tüyüne Binerim doru tayına Konuk olurum bozkırdaki çadırına... Bazan şöyle uzanıp da Kuzey'e doğru Altı ayın karanlığındaki Kutuplar'a Anadolum'un çayda çırasının kandilini Çevresine oyasının işlendiği mendilini Küçük Eskimo kızına armağan bırakırım... Kuzey'den, Sibirya'dan aşağılara Buzda kayan kızaklarla yol alırken Bir an soluklanırım Kafkaslar'da Dansederim yakışıklı Kazaklar'la... Parmak uçlarımda uçarken peri kızı gibi Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Mevlana adına Hernedenli Hindular değer vermese de kadına... Sakınmam onlardan merhabamı... İpekyoluna götürür beni           çok büyümesin diye                     Çinli kızın demirden ayakkabılarındaki                               sızlayan ayaklarım Dut yapraklarında ipeğin kozası Marco Polo'nun serüvenlerini sayıklarım... İrili, ufaklı adalardan yüze, yürüye Gelibolulular'ın sevgilerini Kangurular ülkesine taşırım Oradan bir korsan gemisiyle Macellan'ın Boğazı'na ulaşırım Ayak basarım gizemler anakarasına Kara Adam'ın Afrikası'na... Bir safari gecesinde Beyaz filin üstünde Pigmeler'in büyüsüne kapılırım... Nil'de bir sandal süzülürken Kleopatra olurum en dizginlenemez hırsımla Sezar'la Antonius arasında dolaşırım hışımla... Develerle aşarım Arap Yarımadası'ndaki çölleri Kutsal da olsa hurması, zemzem suyu Özlemimde Anadolum'un güller... Devamı

05 12 2006

SONBAHAR'I ÖZLEYİŞ

  Bir Ekim akşamının serinliğinde Sonbahar'ın hüznünü yaşayabilmek için Günlerdir gözlerim göğe dönük... Güneşin pırıltısına Neredeyse dostluğumu yitirdim Gönlüm tombul bulutlardan yana Yağmuru bekliyorum... Biliyorum; Doğa'nın dengesi bozulalı beri Baharlarımız Kış oldu, Kışlar'ımız Yaz Ama başımıza gelenler yine de az Doğa'ya başkaldıran varsıllaşma tutkumuz Yeşili yokettikçe Mavi bilyemiz de bizimle çile çekiyor... Yağmuru düşlüyorum; O tatlı serinliğiyle... Yağmuru özlüyorum; Çatlamış toprakların derinliğiyle... Dört mevsimin yerini Dert mevsimi aldığından beri Kurak, çorak bir yalnızlık Yeşilden uzak Gerçekte bunlar, biz insanların Yaşamımıza kurduğu ölümcül bir tuzak... Ekim geçiyor; Henüz çiftçi ekemedi tohumunu Yoksa bu Dünya'nın sonu mu? Can çekişen bir Doğa Ya sonra? Sonbahar'ı yaşamak istiyorum Yağmur yüklü tombul bulutlarıyla Yüreğim yitirmişliğin son umutlarıyla Çırpınıyor, çırpınıyor Soyu tükenen kuşun kanadı gibi Korkuyorum yarından Can damarımın kanadığı gibi... Selma Erdal/Bursa   Doğamız için, gezegenimiz Dünya için kaygı duyanlara bir çağrım var; YEŞİL DÜŞÜNCE'ye katılın... http://tech.groups.yahoo.com/group/yesildusunce... Devamı

04 12 2006

TELEVİZYON ÇOCUĞU

  Daha sekizindeyken algılayamamıştık İlk kez okuduğumuzda Binbirgece masallarının şehvet çağrılarını Ne zaman ki duyumsadık Yürek yaralarının yanısıra tensel ağrıları "Sorsunlar bir kez, kim yalanlayabilir ki?" Büyükleri gözetleyerek öpüşmeyi öğrendik Yeşilçam'la bilgimiz de ilgimiz de gelişdi Ağaçların kuytusunda kimler kimler sevişdi? Eteklerimize kandan önce Çimen yeşili bulaşdı Giysilerimizin üstünden Libidomuz doruklara ulaşdı Bugün böyle sana öğütler veren Şu erdemli anan baban Henüz saygın bir yetişkin olmadan Neler yaşadı bir bilsen televizyon çocuğu?... Selma Erdal/Bursa Devamı

03 12 2006

SARI KURDELEM SARI....DAĞLARA SALDIM YARI...

  *Kim yozlaştırdı, kim kirletti  bu televizyonları?... 1980 sonrasında gelen yönetimler ki Turgut Özal'ın öncülüğünde ( Anımsayın onun "ikibuçuk medya kalacak" sözlerini)... *Neden başlattılar bu yozluğu, kirliliği?... Vahşi kapitalizmin sömürgenlerinin, Dünya'nın en acımasız kan emicilerinin  yeni söylemi "küreselleşme" kavramının alt yapısını oluşturmak için... *Nasıl yapacaklardı bunu?... Ulus Devlet'in "ulusalcılık-ulusçuluk-devletçilik" gibi değerlerine saldırarak... *Amaçlarına ulaşmak için yararlanacakları araçları ne olacakdı ?...  Yazılı-sözlü-görüntülü tüm basın-yayın organları ki tümünü içeren kavram olarak 1980 sonrasında dilimize de yerleşen "media" ... *Küreselleşme kavramının en tatlı yalanı neydi? Ulus Devlet'in anlamını yitirdiği, bundan böyle devletler arasında sınırların kalktığı yalanıydı/söylemiydi (Bu söylemi kendi eylemleriyle yalanlayışlarının en son kanıtları/örnekleri; bakanlarımızın, komutanlarımızın sınırlarda/girişlerde aranması) *Sınırlar kimlere/ nelere kalktı?... Bilindiği gibi küreselleşmenin 3 ayağı vardır: -Küresel ekonomi -Küresel kültür -Küresel media Sınırlar "küresel ekonomi" bağlamında ulusötesi şirketlere/talancılara/kan emicilere kalktı, ülkelerin/ulusların yeraltı ve yerüstü kaynaklarını dilediklerince sömürsünler/kemirsinler diye... Sınırlar "küresel kültür" bağlamında bu sömürgenler; hiçbir tepki/başkaldırı/karşı çıkma eylemleriyle engellenmesinler diye "küresel düşün, yerel yaşa" söylemiyle,sömürülecek/sömürüye açık ülkeler,  ulus devlet ve ulusal kimlik bilincinden uzaklaştırılsınlar diye dış saldırganların görevlilerine kalktı ( Örneğin; AB-Dünya Bankası destekli paralarla örgütlenen STK'lardaki gönüllü görevli yabancılara)... Sınırlar "küresel media" bağlamında bu sömürgenlerin eylem ve söylemlerini tüm Dünya'ya duyurmak, Dünya uluslarının özdeğerleri yerine sömürgenlerin değerlerini yaymak, yaşam biçimlerini sorgulamadan/yargılamadan özüm... Devamı

02 12 2006

GERÇEK

  Değil mi ki doğumun; Bir Ocak İkibin'den önce Bu durumda; Hiç de değilsin benden gençce... Nasıl olur diye sakın sorgulama Bedenine bakıp, bedenimi yargılama Ben doğduğumda henüz yoksan Bugün bile mis gibi süt koksan Değil mi ki doğumun İkibin'den önce; Bak anlamaya çalış Buradaki ayrım çok ince... Yaşanacak gençliğin tamam sende kalsın Yine de ne yapsan Değiştiremezsin bu gerçeği; Sen de benim gibi geçen yüzyıldansın... Selma Erdal/Bursa Devamı