01 12 2006

BİR ARALIK

  Ben bugün doğmuşum Öyle yazıyor kimlik kartımda Sonbahar'ın sarısında Bir Salı sabahında Günlerden Bir Aralık Yıllardan bindokuzyüzelliüç Yaşam bazan hoş, bazan güç Geçip gitti kırkdört yıl Kırık dökük bir dolu dert yıl Gönül oyunlarına da düşdüm Ayak oyunlarına da Dostlarımdan kazık da yedim Azık da Gün oldu zoru başardım Gün oldu düz yolda şaşırdım Şu ölümlü Dünya'dan Kırkdört çarpı           üçyüzaltmışbeş gün aşırdım Ama yine de doymadı gözüm gönlüm Yazdım bir dilekçe Tanrı'ya Şimdilik alma beni sıraya Dedim ki; yol verme Ölüm Meleği'ne Sardırma beni kefen yeleğine Yaşayayım bir kırkdört yıl daha Dert etme, gitmem öyle çok uzağa İstersen düşürürsün beni tuzağa Bir solukluk canım var Var da şimdilerde verdiğin bu yar Bu kez cuk oturdu yüreğime Aman başvurumu gözardı etme İyicesine aldım tadını yaşamın Pembe sabahlarla, lacivert akşamın Ulaştır beni nice Bir Aralıklar'a Göz yum yaptığım yaramazlıklara... Selma Erdal; Bursa, 1.Aralık.1997   *Kuşkusuz bugün günlerden 1.Aralık.2006 Yaşam şimdilerde çok daha tatlı... Çocuklar büyümüş, yetişmiş Olgunluk usumda, hırslarım yatışmış... 50. yaşımdan başlayarak, Duyurdum "altın" yıllarımı Dertlerden, tasalardan ayırdım yollarımı... Daha dingin, durgun benliğim Gerilerde kalsa da gençliğim Yaşama daha bir sarıldım Ölüm Meleği'ne iyicesine darıldım Karşılaştırmasın Tanrı yollarımızı diye Dilekçe şöyle dursun, dua ediyorum biteviye...... Devamı

30 11 2006

DÜĞÜN DERNEK DEDİĞİN

Kızına çaputtan başka verecek neyi vardı? O da öyle görmüşdü anasından Şimdi böyle güneşe karşı balkonda Salkım saçak battaniye yorgan Düğün dernek öncesi Genç kızlıktan kadınlığa geçişin sancısı Kız anasının evinde çeyiz çimen sergisi... Tığlarla işlenmiş oyalar Nakış nakış çarşaflar, bohçalar Görünüşde pek de hoşçalar İkiyüzlü gülücüklerin ardına gizlenmiş Gelin kaynana sevgisi... Alt tarafı öpüşme, bir demlik sevişme uğruna İlle de evliliğe koşullandırılan şu kız Anaların elinde oyuncak nasıl da yalnız Biri der ki; kız evi, naz evi Kızım için ne istesem az Oğlanınki hayıflanır; Bitmez bunların istekleri, borçlara yaz da yaz Konu komşuya ne ola ki? Dilde dedikodu, küçümseme, alay, eleştiri Yiyip, içip, eğlenmekse onların işi... Sıra gelince erkeklere; Komşuların payına düşen Kafaları çekip, çengi oynatmak Babalarınkine; Masraflardan bunalıp, para saymak Damadınkineyse; Kanlı çarşaf için, gelini soymak... İşte böyledir yöremizde düğün dernek, İşte böyledir töremizde düğün dernek... Selma Erdal/Bursa... Devamı

29 11 2006

KANADI YARALI GÜVERCİNLE YÜREĞİ YARALI KADIN

            Mayıs'ın onüçünün bitip, ondördünün yaşandığı ilk anlar...Mudanya'daki geçmişin tren istasyonundan otele dönüştürülen MONTANIA'nın terasında oturan kadın ve erkek ayrılığı konuşuyorlar...Kadının gözleri dolup dolup boşalıyor...Tatlı tatlı esen poyrazın yeli gözlerini silmese, deniz taşacak...Erkek hırçın, erkek uzak, erkek kadın duygusallığına yenilmemek için saldırgan: -Bıktım artık senden...Bu gözyaşlarından...Uzaklaştırdın beni kendinden...Seninle olsam da, olmasam da sürekli baskı altındayım...Bu da beni,senden başkalarına itiyor...           Kadın başını çeviriyor, artık onun olmayacağını, onunla olamayacağını söyleyen erkek gözyaşlarını görmesin diye...Başını ışıktan yana değil de, karanlık sulardan yana çeviriyor, sessiz denizin karanlık derinliğine dalan yalnızca gözleri değil, yalnızlığın başladığı yerde umutsuzluğa düşen bedeni... Oysa deniz tatlı tatlı bir şarkı söylemekte; şırıl şırıl...Gökte ay; gümüş bir tepsi gibi, çevresinde ışıktan halkalar...Kadın bir denizin karanlığına dalıyor, bir ayın ışıktan halkalarına...Gözlerini, mutsuzluğa akan yaşlarını erkeğin bakışlarından kaçırmak için...           Bardaklarındaki içkiler yudumlandıkça, birlikteliklerinin son demleri de tükenip gitmekte...Kadın bardağında kalan son iki yudumu bırakıyor, anı daha da uzatmak, ayrılığın başlangıcını geciktirmek için...Bir eli masada, öylece sessiz beklemekte, belki uzanır da tutuverir diye, umutla beklemekte...Ama erkek aldırmazca bıkkınlığını anlatıyor...Kaçıp gidivermekten, uzaklardan sözediyor... Üstelik onlar daha üç yıl önce yine bu kıyılarda mutluluğu yakalamamışlar mıydı ya da kadın mı öyle sanmıştı?..Ya şimdi yaşananlar?...Öyleyse kadın aldanmıştı.           Erkek; gitmek için istekli, kadının son iki yudumunu alıp kendi bardağına döküyor, kadının um... Devamı

29 11 2006

SOL ELİM

  Sol elim, tembel elim Bir türlü okumayı, yazmayı öğrenemedin Ne denli eğilimliysen de Yeteneksiz, yetersiz kalmaya Birazcık da tembelliğe dalmaya Bak, uyarmadı deme Değiştireceğim seni Kıracağım direncini... Sol elim, tembel elim Durmayacaksın öyle bir yanda Çolakmışçasına Yenilmeyeceksin sağın çalımına... "Sol" oluşundan utanma, "Hak yolu böyleymiş" diyenlere kanma Hak böyle olsaydı, Yaratılmazdın be sol elim... Selma Erdal/Bursa Devamı

28 11 2006

BİR ÇEŞİT BAŞKALDIRI (Su Başlarını Tutan Devlere)

  Ne dama düşdüm Ne de damdan düşdüm Ne otelde basıldım Ne de yağlı iple asıldım Dolandırmadan söylediğim Türkçem'de Yalın sözlerim anlaşılır, sıradan Yalın yaşamım da öyle Ben de varım dediğimde, yanıtlıyorlar: Sen çekil bakalım şöyle Uçuk, kaçık olman yetmez benliğinle Çamur balçık olursan beyninle, bedeninle Belki bir sayfalık yer açabiliriz aramızda Ki ancak o zaman Bir ayrıcalık kalmaz karamızda Üstelik yetenek de var diyebiliriz; Sen gibi ozanımızda, yazarımızda... Selma Erdal/Bursa   Devamı

27 11 2006

SÖZLEŞME

  Delilik değil de ne Yaşamla sözleşme yapmak?... Dingin, durgun Biraz da yorgun bir sözleşme Kurallar adına Bir de ussal bir eşleşme Aşka yenik düşmeden Köşe başlarında gülüşmeden Ardından çalan ıslıklara aldırmadan Şöyle işvelice eteklerini savurmadan Çapkın öpücüklerle dudaklarını kavurmadan Ar, namus, haya Ve tüm yasaklar uğruna Dingin, durgun Biraz da yorgun bir sözleşme Doğrusu ya pek tekdüze Hiç de bana göre değil... Selma Erdal/Bursa Devamı

26 11 2006

ÖLÜMSÜZLÜĞE YÜRÜYÜŞ

  Yaşamın orta yerinde yürüyorum Ellerimde bir boşluk Bazan da delicesine bir hoşluk... Sınırsız güven duygusundan Güvensizliğe düşmek de cabası Ne gelir ki elden Bu da yaşamın bir aldatmacası... Günleri, geceleri tek tek aşarak Bazan mutlu, bazan mutsuz Duygularla dolup dolup, taşarak Yaşamın orta yerinde yürüyorum... Yitip giderken ardarda Gündüzlerle geceler Birleştirmek istemediğim o heceler Benim için buluşmasınlar diye Abecem'den atıyorum Ö-LÜM denen o iki heceli söz Dikmesin bana göz, Çalamasın kapımı diye Yıldızlı göğün altında Bir çul çadırda yatıyorum... Selma Erdal/Bursa     Devamı

25 11 2006

ALTMIŞLARIN DELİKANLISI

  Sen İstanbul'sun benim için Siyah-beyaz Türk filmlerinde kalan Altmışların delikanlısı... Köprüaltı çocuklarıyla balıkçıların Marmara'nın gümüş sularında oynaşdığı Beyoğlu sokaklarına kan tükürenlerle Pırıltılı ışıklarına para dökenlerin Bir şarap şişesinde kaynaşdığı İstanbul'sun... Emirgan'da bir bardak çayın Şehir hatlarında şekerli yoğurt Kanlıca'nın Damaklarla birlikte dostlukları tatlandırdığı Kaldırım yosmalarının Otuzbir yerinden bıçaklandığı İstanbul'sun... Yenicami önünden yoksulun ekmeği Güvercinlerin elli kuruşluk darısı Galata Kulesi'nden Ümit Yaşar'a oğul acısı Karaköy'den erkeklere boyalı Çingene gacısı Sulukule'den bıçkınlara oturak gecesi Taşından toprağından altın bilmecesi sunan İstanbul'sun... Sen İstanbul'sun benim için; Dertlerin çilingir sofrasına meze yapıldığı Düşlerin Yeşilçam'dan yaşama katıldığı Evden kaçan kızların otel odasında basıldığı Umutların bir pula satıldığı İstanbul'sun... Maçka Parkı'nda çimenlerin gizlediği sevişmeler Karı-kız dalgasına bitirimce sövüşmeler Henüz başlamamışken halk adına Halkdan uzak savaşmalar İşte sen o günlerin İstanbul'usun... Bugün; Boğaz'ın gümüş sularının rengi Vursa da saçlarına Genç kızların memeleri, Dolmasa da avuçlarına Mavi-yeşil gözlerindeki o sönmeyen ışıltı Dudaklarındaki bu çapkın gülüş Anılarından bu afili geliş Olsa da yaşadıklarının yarısı hoş bir yalan Sen yalnızca siyah-beyaz Türk filmlerinde kalan İstanbul'sun benim için, altmışların delikanlısı... Selma Erdal/Bursa... Devamı

23 11 2006

BEN

  Yapılacak işler vardı Sulanacak çiçekler Yetiştirilecek çocuklar Herkes bir neden buldu Kurtuldu Ortada bir ben kaldım Sorumlu... Ve sonra işler yapıldı Çiçekler sulandı Çocuklar yetiştirildi Ama pek çok yanlış kaldı geriye Herkes bir neden buldu Kendini savundu Ortada bir ben kaldım Suçlu... Selma Erdal/Bursa   Devamı

23 11 2006

DÜŞÜNCE SIÇRAMALARI

            Bir elinde cımbız, bir elinde ayna değil ama; bir elinde camdan su bardağı, bir elinde camdan ilaç şişesi kadın düşüncelere daldı...             Kaç kaz soyutlamak istedim kendimi, kaç kez; bu yaşam bana göre değil diye...Dilini denetle, dinini denetle, duygularını denetle, deli dolu akan kanını denetle...           Gün olur sonsuz karanlığın yalnızlığında ölümü düşlerim, gün olur güneşten sıcak coşkularımla yaşamı özlerim           Yaşamak; bazan çok bilinmeyenli bir denklemdir benim için, bazan da sıradan bir oyuncak, sonsuza değin oynamak istediğim...Çünkü varoluşumun tinsel ve tensel kanıtı değil midir yaşamak, yaşıyor olmak?...           Evet; yaşamak...Nedir yaşamak?...Yalnızca soluk alıp vermek mi?...Yoksa; güneşin ardına düşüp, günleri saymak mı?...           Ya özgürlük?...Nasıl yaşanır özgür olmadan?...Gerçekte yaşıyor olmanın en görkemli göstergesi, belki de en değerli ödülü değil midir özgürlük?...           Özgürlük; evet özgürlük...Bu sözcük bana nedense bir başka sözcüğü çağrıştırır; gündüzün geceyi, yaşamın ölümü, kadının erkeği çağrıştırdığı gibi...Bu sözcük; tutsaklıktır...           Özgürlük ve tutsaklık...Nedense özgürlüğü düşlediğimde, usuma ilk düşen kavramdır tutsaklık...Özgürlüğü düşlediğimde; tüm gerçekleriyle bende kanayan bir yaradır tutsaklık... Belki beynimle bedenim tutuşup elele, aynı dili konuşsalardı, yaşam daha bir yaşanılır olurdu günlerin ardından akıp giderken...Üstelik sevgi sözcüklerine tutsak yüreğim, soyunup da utancından hoşgörü adına, delicesine dile getirseydi tutkularımı, koskocaman bir yalnızlık olur muydu yaşamak?... İşte bundandır;... Devamı

21 11 2006

NAMUS

  Kart orospu sordu gencine: Kim verdi kız bu pırlantaları sana?... Yanıt geldi pişkince: Aaaa kim verecek?...Namusumla kazandım... "Nasıl ?..." diye sordu geçkince, Nasıl olacak a canım; Verdim namusumu, aldım pırlantaları... Selma Erdal/Bursa Devamı

20 11 2006

EYLÜL

  Her Eylül ayında,           yüreğimde bir fırtına Belki de sonlanan yaza           yönlenen bir hüzün Ve içimde tedirginliği gelen güzün Soluğum tutulmuşçasına ürkerdim... Doğa'daki Yaz bitimi İnsan yaşamındaki bitimi          çağrıştırırdı bana Ta ki bu yaz rastlayınca sana İlk kez Eylül beni hiç ürkütemedi... Sonbahar'a dönen Doğa'nın renklerinde İlkbahar'ın yenilenişini yakaladım Senin sevginin verdiği güçle Karanlık duygularımı akladım Senli-benli yaşamı Ölümden çok, bize sakladım...   İmza: "Kırkından sonra azanı, teneşir paklar" diyenlere inat, Kırkından sonra aşka düşen kadın... Devamı

16 11 2006

AÇLIK

  Kişiliğimi           hem de dişiliğimi At başı koydum yola Ne biri geri kaldı           Günden, gündemden Ne bir diğeri aç kaldı           Tenden, erden Yine de; Yalnızca doymak uğruna Yoksun kalmadılar erdemden... Selma Erdal/Bursa   ORTAK BLOG http://turkiyelininortakblogu.blogcu.com Devamı

02 11 2006

BOHÇACI KADIN

          Tombul bacakları birbirine sürtünmekten pişmiş, sulanmış, yanıyordu. Sırtında bohçası, ayağında kirden rengi kaçmış şalvarı, başında yemenisi, tere toza bulanmış bedeniyle çarşafçı kadın Bornova'nın en dışındaki BMC Blokları'nın karşısındaki parkta çocuklarını eğlendiren ev kadınlarını görünce durdu, sırnaşık sırnaşık konuşmaya başladı: -Güneşliklerim var, bohçamı açayım mı?...           Kadınlar ilgilenmemiş görünmek için, ondan yana bakmadılar, o yokmuşçasına aralarında konuşmalarını sürdürdüler. Erkekler de gri çirkinlikleriyle yükselen, yoksula yuva diye üretilmiş soğuk beton yapıların önüne dizilmiş banka reklamlı banklarda oturuyorlardı. Bohçacı kadın onların ilgisizliğinin ayırdında, arsız arsız bir kez daha yineledi: -Güneşliklerim var, fiskos masalarına örtülerim var, çeyizlik çarşaflarım var. He deyiverin de açayım bohçamı...           Erkeklerden dökük saçlı, kır sakallı olanı homurdanırcasına çingene gacısını yanıtladı: -Para yok, para...Neyi açıyorsun?...           Bu sert çıkış karşısında parktaki kadınlar; "Eh artık bu bize bulaşmaz da, şimdi gider" düşüncesiyle rahatladılar. O da iri çingene gözleriyle kadınlara doğru baktı, tıslar gibi iki sözcük fısıldadı: -Aç sürtükler...           Buradan iş çıkmayacağını anlayınca, İstanbul yolundan Topçu Tugayı'na doğru yürüdü. Tugay'ın önündeki çimenlikte erler oturmuş, Manisa yolundan İzmir'e giren araçları seyrediyorlardı. Onların yanlarına gitti, ne de olsa erkek kokusuna dayanamazdı. Yaşı kırkbeşlere ulaşmıştı ama, ah şu genç erkeklere duyduğu ilgi, ilgiden de öte tutku...İşte bu tutku olmasa, ne böyle sıcaklarda sırtında bohça sokak sokak dolaşır, ne de aç sürtüklere, boyalı şıllıklara çarşaf, havlu satmak için yalvarırdı. Ama evde onu b... Devamı

31 10 2006

YEŞİL DÜŞÜNCE'DEN BİR ÇAĞRI

  Dünyamız yalnızca uzayda gezen, boşlukta yüzen bir küre değil... Dünyamız; yeraltı ve yerüstü tüm canlılarıyla bir yaşam alanıdır... En önemlisi de; Dünyamız biz insanlarla bir bütün Düşüncesizce dolarsa her yer beton Hangi toprakda buğday yeşerecek?... Hangi kaynakda su birikecek?... Bu gidişle gölgesinde serinlenecek bir çınar, Dalından koparılacak bir nar ağacı kalmayacak ... "Benden sonrası tufan " diyenlerin bencilliği karşısında suskunluk sürdükçe; insanlık için başka bir Nuh'un Gemisi kalkmayacak...   Çağın söylemine kanmayın; küreselleşme yalanı, önce yoksul ülkeleri eziyor... Bir zamanlar buğday ambarı olan ülkemizde bugünlerde açlık kol geziyor... Özelleştirme talanıyla, özkaynaklarımız kapanın elinde kalıyor... Biz yavaşladıkça; sömürü düzeni için yapılan savaşlar hızlanıyor... Mevlana'nın çağrısını biz de yineliyoruz; Gel, kim olursan ol, yine gel!... Dünyamız, Doğamız için gel!... İşin, aşın, eşin için gel!... Herşeyden önce; kendi yaşam güvencen için gel!... YEŞİL DÜŞÜNCE; sömürü düzeni için değil, insan yaşamının sürdürülebilirliği için sizleri çağırıyor!... Selma Erdal/Bursa   http://tech.groups.yahoo.com/group/yesildusunce... Devamı