27 02 2013

Son Günlerde...

Son Günlerde... |  görsel 1

 

 

 

Çok ateşliyim…Sürekli yataktayım… Çünkü bunca yıllık yaşam yolculuğumda ilk kez “göz nezlesi” denilen bir illet bana musallat oldu ki sormayın ne derece ateşlendiğimi…Neredeyse yüksek ateşten bilincimi yitirecek durumdaydım ki bugün birazcık ayaklandım…

Koşullar böyle olunca ne yapabilirdim ki televizyonla, internet arasında gidip, gelmekten başka ?…Ben de öyle yaptım; başucumda televizyon kumandası ve de dizüstü bilgisayar…Gerçi izledikçe tv’yi, gezindikçe nette; ben de kalır mı ayar ?...Bu kez de öfke nöbetleri; iyicesine yoldan çıkan toplumsal yapımıza, siyasal yapımıza saydırmadan…En iyisi bunları paylaşalım da… Tuz basıp da yaramıza yaşananları sineye çekmektense; belli mi olur kimilerimiz gelip de aşka, bu yaşananlara dur demek için…Aman benimkisi de boşuna umut, boşuna çaba ya… Neyse; gelelim ülkemizi uğraştıran, meşgul eden, haşır neşir eden gündem maddelerine, halkımızın ilgi duyduğu alanlara…

Ülkemiz diyerek özveriyle sevdiğimiz…Devrim Yasaları’yla koruduğumuzu sandığımız…Türkiye adlı bu devlet bölünürken; “Fatih-İstanbul’un fethi- Bizanslı papazların meleklerin cinsiyetini tartışması” denklemi, bu kez bizler için geçerli kanımca…Şöyle ki işte denklemin bileşenleri;

·        Burçlara göre moda trend analizleri…

·        Futbol maçlarına ilişkin en fanatik iddia yorumları…

·        Sosyal medya adlı zaman-çalar ortamda; yavan, yoz, havada toz, eften, püften düşünce savaşları…

·        Televizyon kanallarında çöpçatanlık seansları…

·        Türk siyasal yaşamında; tükürdüğünü yalamaca yavşaklığı…

Ülkeyi parçalama girişiminde bulunanların kurduğu bu denklemi çözmek için nerede bulalım başaranları ?...

Kanımca; “Orada kimse var mı ?” sorusunun işte bugünler tam zamanı…

 

*Kurdale…

Bana her şey yakışır diyerek aşırı bir özgüvenle, yine aşırı düzeyde giyinme görgüsüzlüğünün yansıdan, gözlerimize dolduğu “sözde” yarışma programında, günün yarışmacısı ayakkabı seçiyor kendisine…Ve yarışmanın “formatı gereği” sürekli konuşuyor ki geldiği evin, ailenin, yetişme koşullarının adresini öğreniyoruz sözcük dağarcığının niteliğinden…

Ayağına giymeğe çalıştığı ayakkabıyı tanımlarken; “çok beğendim; kurdale ile süslenmiş” diye moda konusunda bir uzman edasıyla kameraya poz veriyor “bana her şey yakışır” yarışmacısı 27’lik hatun…

Be hey şaşkın; kurdele desen olur…Kordela desen de olur ama yansıdan bize yansıttığın görgün, eğitimin,bilgin, kültürün buna yetmez, belki duymamışsındır bile “kordela” söyleyişini…Be hey haspa; ne olur sanki “bağcık” desen ?... İncilerin mi dökülür; a benim işporta etiketli dilberim ?...

“Kurdale Menekşe” kod adlı bu yarışmacı bir de 42 yaşındaki bir başka yarışmacıya ilişkin yorumlar yapıyor. Figen adlı 42 yaşındaki yarışmacının, yarışmaya katılmasını eleştiriyor…Neymiş ?... 42 yaşındaki yarışmacı bayan; orada olmamalıymış, yaşlıymış benzeri yorumlar… Puanlama öncesi 42’lik yarışmacı soruyor Kurdale Menekşe’ye; “senin benim yaşımla alıp, veremediğin dedir? “ diye…

Belli ki Kurdale Menekşe; kafasına vurula, vurula, ezile, ezile yetiştirilmiş büyüklerince…Ve kendinden yaşça büyüklerin, “onun bakış açısıyla” yaşlıların varlığına katlanamıyor, onların meydanı Kurdale Menekşe gibi gençlere bırakmasını istiyor…

Ne yazık ki toplumumuzda böyle zavallılar çokça…Kız ya da erkek ayrımı yapılmaksızın böylesine “ezik, ezilmiş, ezgin” kişiler; yaş almış insanların yaşlarının ilerlemesine karşın,  hala yaşamdan tad almalarına, cıvıltıyla, şen şakrak yaşamalarına nedense hiç katlanamazlar…Onlara göre, sanki onların bir şeylerden yoksunluklarının nedeni böylesi canlı, kanlı, heyecanlı yaşayan yaşama tutkunu erkekler ve kadınlarmışçasına…Düşman olurlar onlara… Oysa özünde, bilinç altlarında; kendi ana-babalarına duydukları öfke, kızgınlık, düşmanlık saklıdır… Çekip gitmelidir ki bu dünyadan ana-babaları ki dilediklerince yaşayabilsin bu sakatlanmış benlikli erkekler, kızlar…

Ve sevgiyle yetiştirilen, varlıklarına değer verilerek büyütülen çocuklar, genç yetişkinler olarak toplumsal yaşamda yer aldıklarında; yaşlanmak bir yana, yalnızca yaş almış, yaş alırken de yaşamdan sonsuz tad ve haz almış yetişkinlerle aynı ortamda olmaktan mutluluk duyarlar…

Kurdale Menekşe gibilerse; yaş almışlarla sürekli kavgalı olmalarının yanı sıra, gelecekte de kendileri yaşlandıklarında (çünkü böyleleri yaş almaz; yaşlanırlar)

yeni nesil gençlerle geçinemeyecekler, onlarla sürekli kavgalı olacaklar, onların gençliklerini kıskanacaklar ve bu yaşamın tadına varamadan, varolmanın hazzını, keyfini süremeden yitip gidecekler bu dünyadan…

Kırsal kökenli kent yosmalarının boy gösterdiği “bana her şey yakışır”  adlı kıskançlık komedyasından izlenimlerim…

Anlayacağınız onların da pek çok saçma, usdışı uğraşı olduğu ortada; aranızda “kurulan bu denklemi” çözecek kimse var mı sorusuna onlardan da olumlu bir yanıt gelecek gibi değil.

 

*Azar, bizi bozar…

Mümtazer Türköne… Prof. Dr. gibi bir titri de var… Demiş ki; “ Devlet eliyle dindar nesil yetişmez !... Devlet neye el atarsa çürütür”

İnternet ortamında, hemen coşmuşlar, bir bakıma sevindirik olmuşlar; Türköne, Erdoğan’ı  kızdıracak, ondan azar işitecek diye…

Be hey şaşkınlar; neden kızdırsın bu sözler Sadrazam Efendimiz’i ?...

Tarikatların iyice önü açılsın, Tekke ve Zaviyeler Kanunu da idam edilsin, asılsın ve hatta şerri mahkemelerle birlikte, Hilafet’in bayrağı dalgalansın diye yoklama çekiyor adam…Alkış alır bu çıkışıyla, alkış !... Nasılsa yok ne ulusalcı da, ne milliyetçi de kalkış; meydan Türkönegillere kalmış…

Var mı “sosyal medyada da” bu denklemi çözecek birileri ?... Yok değil mi ?...

 

*Süt Bankası…

Bir çocuk yapmayı bile beceremeyenler, pek bir çoğaldılar…Çözüm bulundu; tüp bebek… Aptal ekmeğiyle beslenen (aptal ekmeği konusunu da bir başka yazımızda paylaşacağız değerli okurla) nisa sürüsünün; anasının ak sütü bile akmayınca, karar vermişler “süt bankası” kurmaya şu Muhteşem Gülistan’da… Hemen sorulmuş Halife’ye, şey pardon Diyanet İşleri Başkanı’na, el cevap; “mahzuru yoktur” denilmiş…Amma ve lakin; süt kardeşlerin ki bunun anlamı bilmeden, aynı süt annenin sütünden içerse bir kız ve bir erkek…gün olur da yoları kesişip, evlenirlerse…Biliniz ki dinen caiz değilmiş süt kardeşlerin nikahı… İşte bu sakıncaları gidermek için nüfus kayıtlarına işlenecekmiş süt annenin kimliği…

Vay canına ?...Bu ne hassasiyet ?... Üstelik Yahudi cemaatine de konu bildirilmiş…Gerekli çalışmaları yapıp, onlar da geri döneceklermiş… Henüz Hıristiyan cemaatine konu açılmamış…Az durun orada…Sırayla…

Çok yakında eşcinsel evlilikler için izin bile çıkaracaklar; büyük ağabeylerinin buyruğuyla…Anma süt kardeşlerin evlenmesi; dinen sakıncalı…

Bursa’nın Gemlik ilçesine girişte Orhan Veli’nin dizeleri vardır bir tabelada… Gemlik’e doğru denizi göreceksin…Sakın şaşırma !...

Yakında “sperm bankası” da kurulur bu ülkede…Sakın şaşırma !...

Anlayacağınız; denklemi çözenler değil, denklemi oluşturan bileşenler var burada…Süt ya da sperm bankacılarına sormayalım hiç boşu boşuna; “orada kimse var mı ?” diye…

Velhasıl, son günlerde çok ateşliyim, yataktayım…Televizyonla, internet arasında geçirdiğim öfke nöbetleriyle sürekli ataktayım…

Ne olacak benim bu durumum ?...Ne diyorsunuz, orada kimse var mı bana bir açıklama yapabilecek ?...

Selma Erdal; İstanbul, 28 Şubat 2013

 

 

 

 

 

 

117
0
0
Yorum Yaz